İsviçre’de gerçekleştirilen ilk tur görüşmelerin ardından Washington ve Tahran arasında sağlanan mutabakat, yerini karşılıklı sert açıklamalara ve derinleşen bir güvensizlik ortamına bırakıyor. Görüşmelerin “olumlu” atmosferine rağmen, her iki başkentten gelen mesajlar anlaşmanın uygulanması noktasında ciddi görüş ayrılıkları olduğunu gösteriyor.
Hürmüz Boğazı’nda yetki çatışması
Gündemin en sıcak maddesi olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği, taraflar arasında adeta bir güç gösterisine dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump, varılan mutabakatı “tarihi” olarak nitelendirip boğazın tamamen açılacağını iddia ederken, İran Devrim Muhafızları’ndan karşı hamle geldi. Tahran yönetimi, boğazdaki geçiş güzergahlarının belirlenmesinde tek yetkinin kendilerine ait olduğunu vurguladı.
Trump’ın, İran’ın geçişlerden ücret almayacağına dair verdiği taahhüdü öne sürmesi ve olası bir ücretlendirme durumunda müzakereleri anında durduracağını açıklaması, bölgedeki tansiyonu artırdı.
Washington ve Tahran arasında “tefsir” krizi
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD yönetimini imza altına alınan mutabakatın metnine sadık kalmamakla suçluyor. Tahran yönetimi, Washington’ın anlaşmayı kendi lehine yorumladığını savunarak, “taahhüde karşılık taahhüt” ilkesinin ihlal edildiğini dile getiriyor.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, ülkesinin diplomatik sürece “iyi niyetle” girdiğini belirterek, ABD’nin tek taraflı açıklamalarının güven sarsıcı olduğunu ifade etti.
87,6 milyar dolarlık “savaş faturası”
Öte yandan iç siyasette de hareketlilik devam ediyor. ABD yönetimi, büyük kısmının “İran ile yürütülen savaşın maliyetini karşılamak” için kullanılacağını belirttiği 87,6 milyar dolarlık ek bütçe talebini Kongre’ye sundu.
Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya gelen Trump, askeri operasyonlar sürecine değinerek, “ABD’nin yardıma ihtiyacı olmadığını ve İran’ı ilk haftada etkisiz hale getirdiklerini” öne sürdü. Rutte ise Trump’ın İran’a yönelik tutumunun “terörün ihracı ve kaos” ile mücadelede önemli bir rol oynadığını savundu.
İki taraf arasındaki bu keskin söylem farklılıkları ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması konusundaki belirsizlikler, bölgedeki kırılgan diplomatik sürecin önündeki en büyük engeller olarak görülüyor.

