Dünya Basın Özgürlüğü Günü olan 3 Mayıs’ta, Gazze ve Batı Şeria’da görev yapan Filistinli gazetecilerin karşı karşıya kaldığı trajik tablo uluslararası kamuoyunun gündemine oturdu. Arap dünyasından çok sayıda gazeteci, yayınladıkları mesajlarla Filistinli meslektaşlarının maruz kaldığı sistematik saldırıların modern tarihte benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştığını belirtti.
Gazeteciler için “en büyük mezarlık”
Filistinli gazeteci Sara Suveylim, Gazze’deki durumun bir mesleki krizden öte, “tam teşekküllü bir savaş suçu” olduğunu ifade etti. Suveylim’in paylaştığı verilere göre, son 25 ay içerisinde 262 Filistinli gazeteci görevleri başında hayatını kaybetti. İsrail ordusunun, gerçeklerin dünyaya ulaşmasını engellemek amacıyla kamera ve kalemi doğrudan hedef aldığı savunuluyor.
Mısırlı gazeteci İbrahim el-Deravi ise Filistinli basın mensuplarını “yılın kahramanları” olarak nitelendirerek şu değerlendirmede bulundu:
“Basın tarihi, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tek bir bölgede bu kadar çok gazetecinin katledildiğine tanıklık etmedi. İsrail, Şirin Ebu Akle olayında olduğu gibi susturma politikasını sürdürüyor. Bugün sadece profesyonel ekipman taşıyanlar değil, cep telefonuyla gerçekleri kaydeden herkes hedef tahtasında.”
Ateşkesin gölgesinde devam eden ihlaller
Cezayirli gazeteci Meryem Delumi, uluslararası toplumun “basın koruma” vaatlerinin Gazze’de çöktüğünü dile getirdi. Delumi, kağıt üzerindeki ateşkes anlaşmalarına rağmen sahadaki gazetecilere yönelik baskı, tutuklama ve fiziksel saldırıların hız kesmeden devam ettiğine dikkat çekti. Batı Şeria’da artan gözaltı süreleri ve medya kuruluşlarına yönelik baskınlar, “hür basın” kavramının bölgede sadece bir slogandan ibaret kaldığı eleştirilerini güçlendiriyor.
Uluslararası standartlar ve cezasızlık sorunu
Birleşmiş Milletler ve uluslararası basın örgütleri, savaş bölgelerinde gazetecilerin “sivil” statüsünde olduğunu ve Cenevre Sözleşmeleri uyarınca korunmaları gerektiğini sık sık hatırlatıyor. Ancak Gazze’de öldürülen gazeteci sayısının yüksekliği, bu koruma kalkanının sahada işlemediğini gösteriyor. Uzmanlar, saldırıların sorumlularının uluslararası mahkemelerde yargılanmaması durumunda, cezasızlık kültürünün basın özgürlüğüne yönelik en büyük tehdit olmaya devam edeceği konusunda uyarıyor.

