Ensar Çalışkan
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Yemen–Suudi Arabistan Gerilimi: Kırılgan Ateşkesin Sonu mu?

Yemen–Suudi Arabistan Gerilimi: Kırılgan Ateşkesin Sonu mu?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yemen’de Husiler ile Suudi Arabistan arasında yeniden yükselen gerilim, uzun süredir devam eden kırılgan çatışmasızlık ortamının ciddi biçimde sarsıldığını gösteriyor. Husilerin Suudi Arabistan’ın güney bölgelerine yönelik füze ve İHA saldırıları, krizin yeniden doğrudan Suudi topraklarına taşındığını ortaya koydu.

Gerilimin arka planında, Sana Havalimanı ve Yemen hava sahası üzerindeki kontrol mücadelesi bulunuyor. Husiler, kendi denetimlerindeki bölgelere yönelik her müdahaleyi Yemen’in egemenliğine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirirken, Riyad ise İran ile Husiler arasındaki hava ve lojistik bağlantıyı doğrudan güvenlik tehdidi olarak görüyor.

Bu nedenle yaşanan gelişmeleri yalnızca Yemen iç savaşının yeniden canlanması olarak okumak eksik olacaktır. Kriz aynı zamanda İran–Suudi Arabistan rekabetinin, Kızıldeniz güvenliğinin ve bölgesel hava sahası mücadelesinin yeni bir yansımasıdır.

Husilerin temel stratejisi, Suudi Arabistan’a Yemen dosyasından tamamen çekilmediği sürece sınır şehirlerinin, havaalanlarının ve kritik altyapısının güvenli olmayacağı mesajını vermektir. Riyad açısından ise karşılıksız bırakılan her saldırı caydırıcılık kaybı anlamına gelmektedir.

Buna rağmen Suudi Arabistan’ın geniş çaplı bir savaşa dönmek istemediği açık. Riyad’ın öncelikli tercihinin hava savunmasını güçlendirmek, sınırlı misillemeler yapmak ve diplomatik kanallarla gerilimi kontrol altında tutmak olması beklenen bir durum. Fakat yakın zamanda yaşanan ABD-İsrail-İran gerilimi sonrası İran’ın körfez ülkelerine saldırması Suud yönetiminide açıkça tehdit etmekte.

Krizin yönünü saldırıların sayısından çok hedeflerin niteliği belirleyecektir. Abha, Cizan ve Necran gibi sınır bölgelerine yönelik saldırılar sınırlı çatışma çerçevesinde kalabilir. Fakat Aramco tesisleri, büyük şehirler, limanlar veya petrol boru hatları hedef alınırsa gerilim bölgesel bir enerji krizine dönüşebilir.

İkinci kritik eşik Kızıldeniz ve Babülmendep hattıdır. Husilerin Suudi hedefleriyle eş zamanlı olarak ticari gemilere veya enerji taşımacılığına yönelmesi, ABD ve İngiltere başta olmak üzere uluslararası aktörleri yeniden doğrudan sahaya çekebilir. Hürmüz boğazı gerilimleri sonrası bu bölgenin önemi daha da artmış durumda.

İran’ın gün gün atacağı adımlar krizin seyrinde belirleyici olacaktır. Husilere daha gelişmiş füze, İHA ve istihbarat desteği verildiğine dair işaretler güçlenirse Suudi Arabistan bu duruma müdahale etmek zorunda kalabilir.

En muhtemel senaryo, birkaç tur karşılıklı füze ve İHA saldırısı ile sınırlı Suudi hava operasyonları ve ardından Umman veya başka bölgesel aktörler üzerinden yeniden arabuluculuk süreci devreye girmesi olabilir.

Bununla birlikte petrol tesislerinin, Riyad’ın, Cidde’nin veya Kızıldeniz ticaret yollarının hedef alınması, krizi hızla kontrolden çıkarabilir. Böyle bir durumda mesele Yemen sınırlarını aşarak enerji güvenliği, deniz ticareti ve İran–Körfez rekabetini kapsayan daha geniş bir savaşa dönüşür.

Sonuç olarak bugün yaşanan gerilim, henüz topyekûn savaş anlamına gelmese de 2022’den beri korunan hassas dengeyi ciddi biçimde zedelemiştir. Bundan sonraki süreci saldırıların yoğunluğu değil, seçilecek hedeflerin stratejik değeri belirleyecektir.

Yemen–Suudi Arabistan Gerilimi: Kırılgan Ateşkesin Sonu mu?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter