Filistin halkının “Büyük Felaket” olarak adlandırdığı Nekbe’nin yıl dönümünde yayımlanan hakikat raporu, bölgedeki tarihi trajedinin boyutlarını gözler önüne serdi. İngiliz manda yönetiminin desteğiyle silahlanan radikal Yahudi milislerin 1948 yılında başlattığı etnik temizlik hareketleri, Filistin toplumunun sosyal ve kültürel yapısını tamamen çökertti. Tarihi kaynaklar, küresel sistemin bu organize göç, katliam ve toprak gaspı politikalarına sessiz kalarak süreci tamamen insani bir yardıma muhtaçlık krizine indirgediğini kanıtlıyor.
Milyonlarca insan mülteci konumuna düştü
Yayımlanan veriler, 1948 yılında yaşanan kitlesel sürgünün demografik bilançosunu net bir şekilde ortaya koyuyor. O dönem yaklaşık 1,4 milyon olan Filistin nüfusunun 900 binden fazlası, milislerin uyguladığı şiddet ve terozi politilaları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kasaba ve köylerinden sürülen mülteciler Ürdün, Suriye ve Lübnan gibi komşu ülkelere sığındı. Filistin Merkezi İstatistik Bürosu verilerine göre bugün dünyadaki toplam Filistinli nüfusunun yüzde 75’ini, yani 7,5 milyonunu mülteciler oluşturuyor.
Beş yüzden fazla köy haritadan silindi
İşgal mekanizmasının sahada yürüttüğü mülksüzleştirme operasyonları sadece insanları değil, coğrafyayı da hedef aldı. Sömürgeci yapılar, Filistinlilere ait bin 300 yerleşim biriminden 531 köy ve kasabayı tamamen yıkarak haritadan sildi. Gasp edilen bu tarihi Filistin toprakları üzerinde yeni kaçak yerleşim birimleri inşa edildi. Küresel güçlerin 1947 yılında onayladığı 181 sayılı “Taksim Kararı” ise adaletsiz mülkiyet dağılımının fitilini ateşleyen en büyük diplomatik hamle olarak tarihe geçti.
Kültür ve sanat direnişin simgesi oldu
Yaşanan topraksızlaştırma dalgası, Filistinli entelektüeller, şairler ve sanatçılar arasında güçlü bir edebi direniş ekolü doğurdu. Tarihçi Konstantin Züreyk’in “Nekbe’nin Anlamı” eseriyle literatüre giren bu süreç; Yusuf el-Hatib, Harun Haşim Reşid ve Muin Besiso gibi edebiyatçıların şiirlerinde sivil direnişin estetik diline dönüştü. Görsel sanatlarda ise mülteci kampları ve vatanı simgeleyen kadın figürleri, hafızayı diri tutma mücadelesinin en önemli parçası olarak kabul ediliyor.

