Yemen’deki Ensarullah Hareketi (Husiler), yirmi yılı aşkın süredir kamuoyu önünde “Amerika’ya ölüm” sloganını ideolojik kimliğinin merkezine yerleştirirken, sahnenin arkasında Washington yönetimiyle kesintisiz bir diplomasi trafiği yürüttü. Al-Mokha Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı kapsamlı rapor; dolaylı temaslarla başlayan, esir takaslarıyla derinleşen ve Mayıs 2025’te karşılıklı “hedef almama” mutabakatına evrilen 17 yıllık gizli müzakere sürecinin perde arkasını gözler önüne serdi.
Belgelere ve diplomatik kayıtlara dayandırılan çalışma; ideolojik düşmanlık söylemi ile reel politiğin getirdiği güvenlik çıkarlarının sahada nasıl uzlaştırıldığını somut verilerle ortaya koyuyor.
Wikileaks belgelerinden Umman masasına
Washington ile Husiler arasındaki ilk temaslar sanılanın aksine çok daha eskiye, Ali Abdullah Salih dönemine kadar uzanıyor. 2009 tarihli ABD Sana Büyükelçiliği kriptolarında, ABD’nin Husilerin söylemleri ile fiili sahadaki eylemleri arasında ayrım yaptığı ve grubu doğrudan kendi çıkarlarına tehdit görmediği vurgulanıyordu.
2014’te Husilerin başkent Sana’yı ele geçirmesinin ardından Barack Obama yönetimi, El Kaide ile mücadele ve siyasi geçiş arayışıyla Umman’ın başkenti Maskat’ta Husi heyetleriyle doğrudan masaya oturdu. Bu süreçte Amerikan vatandaşlarının serbest bırakılması karşılığında Husi yaralıların ve siyasi heyetlerin tahliyesini içeren insani takaslar hayata geçirildi.
Trump’tan Biden’a: Masadaki esir pazarlıkları
Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde de kesilmeyen temaslar, Ekim 2020’de kritik bir esir anlaşmasıyla sonuçlandı. İki Amerikalı rehinenin serbest bırakılması karşılığında Umman’da mahsur kalan 200’den fazla Husi savaşçının Yemen’e dönüşü sağlandı.
Joe Biden döneminde ise terör örgütü tanımlamasının insani gerekçelerle esnetilmesi ve ABD Özel Temsilcisi Timothy Lenderking’in Husi Başmüzakerecisi Muhammed Abdusselam ile düzenli görüşmeler yürütmesi temasları resmi diplomasi zeminine taşıdı.
Mayıs 2025 mutabakatı ve Kızıldeniz dengesi
İlişkilerdeki en somut dönüm noktası, İsrail’in Gazze saldırıları sonrası Kızıldeniz’de tırmanan gemi baskınlarının ardından Trump’ın yeniden başkan seçildiği dönemde yaşandı. ABD’nin başlattığı “Rough Rider” askeri harekatının ardından Mayıs 2025’te Maskat’ta varılan uzlaşmayla taraflar; Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nda Amerikan savaş gemileri ile Husi unsurlarının birbirini doğrudan hedef almaması konusunda anlaştı.
Kapsamlı bir barış anlaşması veya siyasi tanıma niteliği taşımayan bu mutabakat, yalnızca iki aktörün doğrudan sıcak çatışmadan kaçınmasını içeren askeri bir sınır çizgisi olarak kaldı.
Eylül 2026: Maskat Büyükelçiliği’nde yeni tur
Gizli diplomasi hattı, Eylül 2026’da Maskat’taki ABD Büyükelçiliği’nde yapılan yeni bir temasla tazelendi. Husi yetkililerin, Mayıs 2025 mutabakatına bağlı kalacaklarını ve Amerikan gemilerine saldırmayacaklarını Amerikalı yetkililere doğrudan ilettiği kaydedildi.
Rapor; kamuoyuna yönelik sert düşmanlık propagandasına rağmen, devlet dışı aktörlerin maliyetleri sınırlandırmak ve sahadaki kazanımlarını korumak adına Washington ile pragmatik güvenlik anlaşmaları yapabildiğini açıkça belgeliyor.

















