İsrail polisi tarafından öldürülen 29 yaşındaki Sami Ahmed Ja’sous vakası, “tetiği kolay çekme” kültürünün ve yalan beyanların bir insana nasıl mal olabileceğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Olayın üzerinden geçen on günün ardından, aile şimdi de “cenazeyi onurlu bir şekilde defnetme” mücadelesi veriyor.
Bir yalanın bedeli: İnfaz
Sami Ahmed Ja’sous, düzenli olarak hastanede tedavi gören, sağlık sorunları olan bir gençti. Olay günü, yanında bulunan basit bir meyve bıçağıyla market sokağında yürürken, bir İsrailli yerleşimcinin polise yaptığı “bıçaklı saldırı girişimi” ihbarı üzerine polis müdahalesine maruz kaldı.
Babası Ahmed Ja’sous’un ifadelerine göre, olay anı trajik bir hızla gelişti: “Saat sabah on civarıydı. Sami, kendi gerçekliği ve düzenli aldığı tedavilerle market sokağında yürüyordu. Polis, durumunu açıklama fırsatı bile vermeden, tek bir dakikayı bile beklemeden yedi el ateş ederek onu vurdu.”
Cenazeye “kuşatma”: Beş ağır şart
Sami’nin naaşı, Abu Kabir Adli Tıp Merkezi’nde günlerce tutulduktan sonra, aileye teslim edilmek istendi ancak bu teslimat bir “tazminat” veya “ceza” mekanizmasına dönüştürüldü. İsrail polisi, cenazeyi teslim etmek için ailenin dini ve insani değerlerini hedef alan beş katı şart ileri sürdü:
-
Cami yasağı: Cenaze namazının camide kılınması yasak.
-
Kadınlara kısıtlama: Mezarlıkta kadınların veda törenine katılmasına izin verilmiyor.
-
Taziye yasağı: Evde taziye evi kurulması veya taziye kabul edilmesi yasak.
-
Taşıma yasağı: Naaş omuzlarda taşınamaz, mutlaka araçla götürülmeli.
-
Gece gömme zorunluluğu: Cenaze, sanki “kaçırılıyormuş” gibi gizlice, gece saatlerinde defnedilmeli.
Hukuki mücadele ve Adalah Merkezi’nin tepkisi
Aile, bu “gizli defin” dayatmasını ve onurlarını zedeleyen şartları kesin bir dille reddederek, İsrail mahkemelerine başvuruda bulundu. Ailenin başvurusu üzerine Adalah (Adalet) Hak Merkezi, İsrail polisine şartların geri çekilmesi için Cuma günü saat 17:00’ye kadar mühlet verdi.
Polis, belirlenen süre zarfında herhangi bir yanıt vermedi. Adalah Merkezi’nden yapılan açıklamada, bu şartların:
-
Temel anayasal hak olan din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiği,
-
Ölünün onurunu ve ailenin insani haklarını ayaklar altına aldığı vurgulandı.
Bu olay, sadece Sami Ja’sous’un hayatına mal olan bir infaz değil, aynı zamanda hayatta kalanların yas tutma hakkına bile tahammül edilemediğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Aile, şimdi hukuk yoluyla cenazeyi geleneklerine uygun, onurlu bir şekilde defnetmenin yolunu arıyor.



