Gazze’de yaşanan insanlık dramının ardından ABD siyasetinin en köklü sütunlarından biri olan “İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek” ilkesi, tarihinin en derin krizini yaşıyor. Amerikalı düşünür Dan Steinbock’un analizine göre, onlarca yıldır Washington’daki en güçlü siyasi kabullerden biri sayılan bu stratejik ortaklık, toplumsal ve hukuki baskılar nedeniyle temelinden sarsılıyor.
Kamuoyu araştırmaları, ABD’deki genç nesiller ve hatta geleneksel olarak en güçlü destekçi grubu oluşturan Evanjelikler arasında dahi İsrail’e olan desteğin hızla eridiğini gösteriyor. 50 yaş altı Cumhuriyetçilerin yarısı İsrail’e olumsuz bakarken, en radikal kırılma ise Demokrat Parti seçmeni ve Kongre kanadında yaşanıyor. Temsilciler Meclisi’ndeki 100’den fazla Demokrat üye, İsrail’e yönelik milyarlarca dolarlık askeri yardımın engellenmesini öngören tasarıya destek vererek tarihi bir oy kullanma profili ortaya koydu.
İki partide de sarsılan ittifak ilkeleri
Siyasi kriz sadece Demokrat Parti ile sınırlı kalmıyor; Cumhuriyetçi kanatta da “Önce Amerika” (America First) ve müdahalecilik karşıtı söylemleriyle öne çıkan MAGA hareketi, sınır dışı askeri yardımları sorgulamaya başladı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, İsrail’in “Amerikan kamuoyu nezdindeki savaşı kaybettiğini” açıklaması ve bazı İsrailli yetkililerin ABD politikalarını manipüle etmek için nüfuz ajanlarına ödeme yaptığını dile getirmesi, çatlağın boyutunu gözler önüne serdi.
Siyasi analistler, Washington’daki bu güç değişimini ve siyasi tablonun yeni dinamiklerini şu temel başlıklarla özetliyor:
-
Siyasi Desteğin Çöküşü: Geleneksel İsrail yanlısı Demokratlar ile izolasyonist Cumhuriyetçiler arasındaki fikir ayrılıkları, askeri yardımların koşulsuz aktarılması mantığını ortadan kaldırıyor.
-
Yargı ve Uluslararası Hukuk Cenderesi: “Filistin İçin Savunma-ABD” gibi sivil toplum kuruluşları tarafından Joe Biden, Antony Blinken ve Lloyd Austin aleyhine açılan davalar, askeri yardımları “soykırıma suç ortaklığı” çerçevesinde Amerikan mahkemelerine ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşıdı.
-
Kurumsal Prestij Kaybı: Eski yönetimin kilit isimlerinin (Blinken, Austin, Sullivan vb.) görevden ayrıldıktan sonra savunma sanayisi ve düşünce kuruluşlarına geçiş yapması, kararların arkasındaki çıkar ilişkilerine yönelik eleştirileri artırıyor.
Trump dönemi ve kurumsal itibarın sarsılması
Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırım öngören kararnameleri ve bölgeye yönelik sert politikaları, tartışmayı sadece bir askeri yardım meselesi olmaktan çıkarıp ABD yürütme organının yetki sınırları ile uluslararası hukuk arasındaki bir hesaplaşmaya dönüştürdü.
Analistler, Washington’ın bir yandan “kurallara dayalı uluslararası düzeni” savunurken diğer yandan bu kuralları ihlal etmekle suçlanan müttefikine sağladığı diplomatik ve askeri korumanın, ABD’nin küresel itibarında geri dönülemez bir hasar bıraktığı konusunda birleşiyor.



