“Adil müstebit” sözünün perde arkası: Muhammed Abduh neyi amaçladı?

Muhammed Abduh’un "adil müstebit" tezi ve anayasal meşrutiyet mücadelesinin arka planı tarihi bağlamıyla mercek altına alındı.

"Adil müstebit" sözünün perde arkası: Muhammed Abduh neyi amaçladı?

İslam düşünce dünyasının ve modern Mısır tarihinin en etkili ıslahatçılarından Şeyh Muhammed Abduh, 19. yüzyılın sonlarında anayasal yönetim ve meşrutiyet fikrini sistemleştiren başlıca isimler arasında yer aldı. Hocası Cemaleddin Afgani ile birlikte Ezher bünyesinde başlattığı yenilikçi hareket; mutlak iktidarın istişare (şûra), kanun ve halk denetimiyle sınırlandırılmasını savundu. Ancak Abduh’un 1899 yılında yayımlanan “Doğu’yu ancak adil bir müstebit ayağa kaldırır” başlıklı makalesi, düşünürün siyasi vizyonuna dair asırlık bir tartışmayı da beraberinde getirdi.

İstibdada karşı anayasal direniş ve cumhuriyet fikri

Tarihsel vesikalar, Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afgani’nin saltanatın keyfi yönetimine karşı açık bir tavır aldığını gösteriyor. Mısır’da Hidiv İsmail’in istibdadına karşı meşrutiyet sözü veren Tevfik Paşa’nın tahta geçişini destekleyen, söz konusu vaatlerin yerine getirilmemesi üzerine patlak veren Urabi Paşa Ayaklanması’nın fikri omurgasını oluşturan isimlerin başında Abduh geliyordu. Hatta dönemin kaynakları, Abduh’un monarşiyi tamamen ilga ederek parlamenter bir cumhuriyet rejimine geçiş ihtimalini dahi tartıştığını belgeliyor.

Benzer bir anayasal dalga İran ve Osmanlı coğrafyasında da şekillenirken, Mirza Naini gibi meşrutiyet kuramcıları ve Tütün İtirazı gibi sivil itaatsizlik hareketleri, bu ıslahatçı havzadan doğrudan beslendi. Bu nedenle Abduh’un mutlakıyeti veya baskıcı bir yönetimi onayladığını öne sürmek, düşünürün tüm külliyatını ve siyasi mücadelesini göz ardı eden indirgemeci bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.

Abduh’un iki ayaklı reform projesi: Önce eğitim, sonra siyaset

Abduh’un düşünce sistematiği temel olarak iki sacayağı üzerine kuruludur: Dini/toplumsal ıslahat ve siyasi ıslahat. Düşünür; eğitim kurumlarının, müfredatın ve dini yapıların rehabilite edilmesini siyasi dönüşümün ön şartı kabul etti. Hurafelerin ve cehaletin yaygın olduğu, halkın yönetime katılım bilincinden yoksun bırakıldığı bir toplumda ani bir siyasi serbestliğin sağlıklı işlemeyeceğini savundu.

Abduh’a göre kökleşmiş cehalet ortamında halk, hakkı olan adaleti talep etmek yerine baskıya boyun eğmeyi bir tabiat haline getiriyordu. Bu toplumsal zaafiyeti gidermek adına Abduh; felsefi, ahlaki ve zihni bir olgunlaşma evresinin meşrutiyetten önce tamamlanması gerektiğine inanıyordu. Nitekim vefatından kısa süre önce kaleme aldığı yazılarda, Mısır toplumunun hak arama bilincine eriştiğini ve artık şûra/parlamento sistemine tam manasıyla hazır olduğunu açıkça kaydetti.

“Adil müstebit” kavramının gerçek manası neydi?

Muhammed Abduh’un kaleme aldığı ve yoğun eleştirilere hedef olan “adil müstebit” kavramı, siyasi literatürdeki klasik tiranlık veya kan dökücü diktatörlüklerle örtüşmemektedir. Düşünür bu kavramla; keyfi yönetimi değil, kamu yararını gözeten, reformları tavizsiz uygulayan ve yürütme gücünü tek elde toplayan basiretli bir liderliği kastetmiştir.

15 yıllık geçiş süreci tezi

Abduh’un tasavvurundaki adil liderlik kalıcı bir yönetim biçimi değil, tam teşekküllü anayasal düzene hazırlık mahiyetinde 15 yıllık bir geçiş modelidir:

  • Eğitim ve Liyakat: Lider, toplumu hurafelerden arındıracak eğitim reformlarını hızla hayata geçirir.
  • Aşağıdan Yukarıya Temsil: İlk aşamada yerel belediye meclisleri kurularak halk yerinden yönetim tecrübesi kazanır.
  • İstişari Olgunluk: İkinci aşamada idare meclisleri bağımsız fikir üretim merkezlerine dönüştürülür.
  • Tam Parlamenter Rejim: Toplumsal olgunlaşmanın tamamlanmasıyla birlikte mutlak meclis/parlamento sistemine geçilir.

Mutlak istibdat ile icra gücünün ayrımı

Abduh, 1881 yılında yayımladığı “Şûra ve İstibdat Üzerine” başlıklı makalesinde terim karmaşasını bizzat giderdi. İstibdadı ikiye ayıran düşünür; hukuku ve dini hiçe sayan keyfi tek adam rejimini “mutlak istibdat” olarak niteleyip kesin bir dille reddetti. Savunduğu modeli ise “yürütme erkinin kanun çerçevesinde tek organda toplanması” olarak tanımlayarak, modern kamu hukukundaki icra salahiyetine işaret etti.

İslam hukukunda şûranın farz olduğunu vurgulayan düşünür; yöneticinin yanılmazlık zırhına büründürülemeyeceğini, kamu idaresinin halk ve ehliyet sahibi uzmanlar tarafından sürekli denetlenmesi gerektiğini savundu. Tarihsel veriler ve Abduh’un geride bıraktığı eserler, düşünürün ömrü boyunca despotizmin karşısında yer aldığını, tartışmalı makalesinin ise cehalet sarmalından anayasal cumhuriyete çıkış için kurgulanmış geçici bir geçiş mekanizmasından ibaret olduğunu ortaya koyuyor.

“Adil müstebit” sözünün perde arkası: Muhammed Abduh neyi amaçladı?
0
Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Spam göndermiyoruz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.