Afrika’nın Sahel bölgesinde faaliyet gösteren sınır aşan suç örgütleri ve silahlı yapılar, yasa dışı altın ve maden kaçakçılığının ardından en karlı gelir kapısı olarak yabancı uyrukluları kaçırma eylemlerine yöneldi. Nijer, Mali, Burkina Faso ve Togo hattında tırmanan kaçırma vakaları, bölgeyi bir yandan şiddet sarmalına sürüklerken diğer yandan üçüncü ülkelerin devreye girdiği karmaşık bir gizli diplomasi trafiğine sahne ediyor.
Tahliyeler ve belirsizliğini koruyan rehineler
Son haftalarda bölgede yaşanan diplomatik hareketlilik, bazı rehinelerin serbest kalmasını sağlarken birçok ismin akıbeti ise belirsizliğini koruyor:
Alman ve ABD’li rehineler özgür: Nijer’de iki hafta esir tutulan Türk kökenli Alman vatandaşı Sinan Olumascan, Cezayir’in arabuluculuğunda kurtarılarak Boufarik Askeri Üssü üzerinden ülkesine gönderildi. Ekim 2025’te Niamey’de kaçırılan ABD’li pilot Kevin Rideout ise Libya’nın arabuluculuğuyla serbest kaldı.
Togo’da kayıp Fransız gazeteciler: Togo’nun kuzey sınırında 27 Temmuz’da kaçırılan iki Fransız gazeteciden halen haber alınamıyor.
Mali çölünde İsviçreli ve Avusturyalı rehineler: 2025 başlarında Nijer’de kaçırılan 67 yaşındaki İsviçreli Claudia Abt ile 75 yaşındaki Avusturyalı Eva Gritzmacher, DEAŞ bağlantılı gruplar tarafından Mali çölünde tutuluyor.
Üçüncü taraflar ve arabulucu diplomasisi
Avusturya ve İsviçre gibi ülkeler terörün finansmanını önleme gerekçesiyle doğrudan fidye ödemeyi reddederken, kurtarma süreçleri bölgesel aktörlerin ve özel arabulucuların kanalları üzerinden yürütülüyor.
Reuters’ın aktardığı bilgilere göre, ABD’li pilotun serbest bırakılmasında Libya’nın doğusundaki Halife Hafter yönetiminin aktif rol oynadığı ve fidye sürecini koordine ettiği belirtiliyor. Zorlu çöl koşullarında tutulan rehinelerin hayatta kalabilmesi için ilaç sevkiyatlarının dahi yerel kabile arabulucuları vasıtasıyla sağlandığı ifade ediliyor.
Çöl şartlarında ölümle burun buruna esaret
Sahel’de daha önce esir tutulan yabancıların tanıklıkları, rehinelerin sürekli yer değiştiren kamplarda, aşırı çöl sıcağında ve silah tehdidi altında hayatta kalma mücadelesi verdiğini ortaya koyuyor.
Güvenlik uzmanları; bölgedeki otorite boşluğu, askeri darbeler sonrası değişen ittifaklar ve sınır güvenliği zaaflarının kaçırma eylemlerini yapısal bir tehdide dönüştürdüğünü, Batılı devletlerin ise vatandaşlarını kurtarmak için kapalı kapılar ardında tavizler vermeye mecbur kaldığını vurguluyor.


















