İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü askeri harekat, Avrupa genelinde kaygıyla karşılanıp belirli bir çerçevede eleştirilirken, Balkan coğrafyasında tablo tamamen parçalanmış durumda. Bölge uzmanları, Balkan başkentlerinin Orta Doğu politikasının ortak bir ilke veya vizyondan ziyade; iç siyasi hesaplaşmalar, askeri kâr arayışı ve Washington ile ilişkileri sıcak tutma çabasıyla şekillendiğini vurguluyor.
Bosna Hersek’te derin etnik yarılma
Balkanlar’daki bu yaklaşım farkı en net biçimde Bosna Hersek’te gözlemleniyor. Ülkedeki Boşnak siyasi temsilciler ve halk, Filistin davasına güçlü bir dayanışma gösterirken, Gazze’deki trajediyi 1990’larda Sırp milliyetçilerinin saldırganlığı karşısında yaşadıkları soykırım deneyimiyle bağdaştırıyor.
Buna karşılık, Sırp Cumhuriyeti entitesinin lideri Milorad Dodik ve çevresi açıkça İsrail yanlısı bir tutum benimsiyor. Analistler, Dodik’in geleneksel Rusya yakınlığını korurken, bir yandan da İsrail ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile kurduğu bağı Donald Trump yönetimi ve Amerikan sağındaki hareketlere erişim için bir köprü olarak gördüğünü belirtiyor. Ayrılıkçı emellerine uluslararası alanda müttefik arayan Sırp yönetimi, Orta Doğu krizini bölgesel ve etnik karşıtlıklar üzerinden araçsallaştırıyor.
Belgrad’ın kârlı silah ticareti ve denge diplomasisi
Sırbistan ise İsrail dosyasında savunma sanayii odaklı pragmatik bir hat izliyor. Tarihsel olarak Filistin ile dostane bağlara sahip olan ve uluslararası platformlarda Filistin lehine oy kullanan Belgrad yönetimi, buna rağmen Ekim 2023’ten bu yana İsrail’e mühimmat ve silah tedarikini kesintisiz sürdürdü. İki ülke arasındaki askeri iş birliği, İsrail bağlantılı İHA üretim tesislerinin Sırbistan’da faaliyete geçmesiyle yeni bir boyuta ulaştı.
Dış politika uzmanları, Sırp savunma sanayiinin kâr odaklı yaklaşımının yanı sıra, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in İsrail lobileri üzerinden Washington’daki siyasi baskıyı hafifletmeyi hedeflediğini ifade ediyor. Ancak artan mühimmat sevkiyatları nedeniyle Belgrad’ın uluslararası kamuoyunda savaş suçlarına iştirak suçlamalarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılıyor.
Washington ekseni: Kosova ve Arnavutluk
Kosova ve Arnavutluk’un İsrail politikası ise doğrudan ABD ile kurulan güvenlik paktlarına dayanıyor. 2020’deki Washington Anlaşması çerçevesinde Kosova, bağımsızlığının tanınması karşılığında İsrail’i tanımış ve Kudüs’te büyükelçilik açmıştı. Uzmanlar, Priştine’nin Gazze krizindeki tutumunun bağımsız bir ikili ilişkiden ziyade Amerikan desteğini arkasında tutma arayışından kaynaklandığını dile getiriyor. Arnavutluk ise yaşadığı siber saldırıların ardından İsrailli siber güvenlik şirketleriyle bağlarını derinleştirirken, genel dış politikasını Washington ve Brüksel hattında tutuyor.
Hırvatistan ve Slovenya’da liderler arası kriz
Bölgenin AB üyesi ülkelerinde ise ideolojik bölünmeler göze çarpıyor. Hırvatistan’da muhafazakar Başbakan Andrej Plenkovic ana akım AB çizgisini korumaya çalışırken, Cumhurbaşkanı Zoran Milanovic’in İsrail’in askeri adımlarını açıkça “orantısız” olarak kınaması yürütme organında derin bir çatlak oluşturdu.
Slovenya’da ise Filistin devletini tanıyan, silah ambargosu uygulayan ve İsrailli üst düzey isimlere giriş yasağı koyan merkez sol hükümetin ardından, sağ muhalefet ve Janez Jansa liderliğindeki çevreler bu politikaları tersine çevirerek Netanyahu çizgisine yakınlaşma sinyalleri veriyor.
Karadağ ve Kuzey Makedonya gibi küçük NATO ülkeleri sessiz diplomasiyi tercih ederken; Yunanistan, Gazze’deki insani krize yönelik güçlü iç kamuoyu tepkisine rağmen Doğu Akdeniz’deki enerji ve füze ortaklıkları nedeniyle İsrail ile olan stratejik bağlarını koruyor. Balkanlar’daki bu parçalı tablo, Orta Doğu krizinin bölge aktörleri tarafından neredeyse tamamen çıkara dayalı bir pazarlık aracı olarak görüldüğünü kanıtlıyor.

















