İsrail’de 27 Ekim tarihinde yapılması planlanan erken genel seçimler yaklaşırken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile muhalefet cephesi arasındaki yarış başa baş bir noktaya taşındı. Kamuoyu yoklamaları iki bloğun da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için zorunlu olan 61 vekillik çoğunluğa ulaşmakta büyük zorluk çekeceğini gösterirken; analistler seçimlerin kaderini belirleyecek üç kritik dinamiğe dikkat çekiyor: Yurt dışındaki İsraillilerin sandık için ülkeye dönüşü, Gadi Eisenkot’un muhalefet lideri olarak yükselişi ve Arap partilerinin koalisyon aritmetiğindeki kilit rolü.
Gurbetçilerin dönüş dalgası dengeleri değiştirebilir
İngiliz The Economist dergisinde yayımlanan analize göre, yurt dışında yaşayan İsrail vatandaşları Netanyahu iktidarını devirmek amacıyla sandık günü ülkeye dönmeye hazırlanıyor. İsrail seçim mevzuatının diplomatlar haricindeki vatandaşlara yurt dışı temsilciliklerde oy kullanma hakkı tanımaması nedeniyle seçmenler sandık başına gitmek için uçak biletlerini şimdiden temin ediyor.
ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Aid Coalition, sadece Kuzey Amerika’dan 50 bini aşkın İsraillinin oy vermek üzere ülkeye geleceğini öngörüyor. Siyaset bilimci Dahlia Scheindlin, seçimlerde her 40 bin oyun yaklaşık 1 milletvekiline tekabül ettiğini belirterek bu kitlesel katılımın sonucu doğrudan etkileyebileceğini vurguluyor. 2023 yılındaki yargı reformu protestoları, 7 Ekim güvenlik açıkları ve Gazze’deki savaş yönetimine yönelik tepkilerin gurbetçi seçmenin sandık motivasyonunu artırdığı ifade ediliyor.
Muhalefetin Eisenkot açmazı: Haredi ve Arap denklemi
The Atlantic dergisinde Süleyman Mesvede imzasıyla yayımlanan değerlendirmede, Yeshar Partisi lideri Gadi Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki en güçlü alternatif olarak öne çıktığı belirtiliyor. Yaklaşık 40 yıllık askeri geçmişi ve Fas kökenli ailesiyle sağ seçmenden de oy koparma potansiyeli bulunan eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot, anketlerde önde görünmesine rağmen meclis çoğunluğunu kurma noktasında ciddi bir matematiksel krizle karşı karşıya.
İsrail’de koalisyon hesaplarını kilitleyen temel başlıklar şunlar:
- Zorunlu askerlik ve Harediler: Savaş sürecinde yedek askerlerin sürekli göreve çağrılması, Ultra-Ortodoks (Haredi) gençlerin askerlik muafiyetine yönelik toplumsal tepkiyi zirveye taşıdı. Muhalefet partileri Haredi muafiyetine dayalı bir hükümete karşı çıkıyor.
- Arap partileri vetosu: Muhalefet blokundaki aktörler bir yandan dindar partileri dışlarken, diğer yandan milliyetçi tabanın tepkisinden çekinerek Arap partileriyle resmi bir koalisyona girmeyi reddediyor.
- Azınlık hükümeti modeli: Uzmanlar, tıpkı 1990’lardaki İzak Rabin hükümetinde olduğu gibi, Arap milletvekillerinin dışarıdan güvenoyu desteği verdiği bir azınlık hükümeti formülünün masadaki tek çıkış yolu olabileceğini belirtiyor.
2,2 milyon Arap seçmen ve aritmetik çıkmaz
The National Interest dergisinde yer alan Lawrence J. Haas imzalı makalede ise nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturan 2,2 milyonluk İsrailli Arap toplumunun oy verme eğilimlerinin kritik rolü ele alındı. Katılım oranının yükselmesi halinde Arap partilerinin Knesset’te 10 ila 15 sandalye kazanabileceği tahmin ediliyor.
Muhalefet liderlerinin Arap oylarının getireceği sayısal üstünlüğe muhtaç olmalarına karşın bu partileri yönetim mekanizmalarından uzak tutma taahhütleri, İsrail siyasetindeki kutuplaşmayı daha da artırıyor. 27 Ekim’de sandıktan çıkacak sonucun bir hükümet doğurmaktan ziyade, yeni bir siyasi tıkanıklık ve tekrar seçim döngüsünü tetikleyebileceği uyarısı yapılıyor.

















