Latin Amerika genelinde son dönemde yaşanan iktidar değişimleri, bölgenin Orta Doğu ve özellikle İsrail politikasında köklü bir eksen kaymasına yol açıyor. Gazze’deki savaşın ardından sol eğilimli hükümetlerin İsrail ile diplomatik ve ticari bağları askıya alma ya da asgari seviyeye indirme yönündeki kararları, peş peşe göreve gelen sağcı yönetimler tarafından hızla geri çevriliyor.
Büyükelçiliklerin Kudüs’e taşınması, vize muafiyetleri ve güvenlik alanındaki ortaklıklar, kıtada yeni bir diplomatik dalganın yükseldiğini gösteriyor.
Sol iktidarların politikaları peş peşe rafa kaldırılıyor
Bölgedeki yön değişiminin en somut örneklerinden biri Kolombiya’da yaşandı. Eski Cumhurbaşkanı Gustavo Petro döneminde İsrail ile diplomatik ilişkiler kesilmiş, kömür ihracatı durdurulmuş ve savunma sanayii iş birlikleri dondurulmuştu. Ancak ağustos ayında yönetimi devralan Abelardo de la Espriella, büyükelçiliği Kudüs’e taşıma kararı alarak iki ülke arasında vizesiz seyahat uygulamasını başlattı.
Benzer dönüşümler kıtanın diğer ülkelerinde de gözleniyor:
- Arjantin: Javier Milei yönetimi, büyükelçiliği Kudüs’e taşıma vaadini yinelerken Birleşmiş Milletler’de Filistin karşıtı oy kullanarak İsrail ile stratejik entegrasyonu en üst düzeye çıkardı.
- Bolivya ve Şili: Luis Arce ve Gabriel Boric dönemlerinde İsrail’e karşı takınılan mesafeli tutum; Bolivya’da Rodrigo Paz, Şili’de ise Jose Antonio Kast yönetimleriyle yerini açık diplomatik iş birliğine bıraktı.
- Venezuela ve Honduras: Venezuela, yaklaşık yirmi yıllık gerilimin ardından konsolosluk ilişkilerini yeniden tesis ederken; Honduras Cumhurbaşkanı Nasry Asfura Tel Aviv’e yeniden büyükelçi atadı.
Uzmanlar, Latin Amerika’daki güçlü başkanlık sistemleri ve kurumsal dış politika fren mekanizmalarının zayıflığı nedeniyle iktidar değişimlerinin dış politikada 180 derecelik ani kırılmalara yol açabildiğine dikkat çekiyor.
Washington ile hizalanma ve güvenlik iş birlikleri
Söz konusu yakınlaşmanın ardındaki en güçlü jeopolitik dinamiklerden biri, yeni liderlerin Washington yönetimiyle tam uyum sağlama arzusu olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın öncülük ettiği bölgesel güvenlik ittifaklarına dahil olan liderler, diplomatik çizgilerini Beyaz Saray’ın öncelikleriyle paralel hale getiriyor.
Sağcı hükümetler uyuşturucu kartelleri ve organize suç örgütlerine karşı yürüttükleri mücadeleyi “terörle mücadele” konseptine oturturken, bu yaklaşım İsrail ile savunma ve istihbarat alanında ortak bir zemin oluşturuyor. Bu iş birliği arayışının; gelişmiş casus yazılım teknolojileri, askeri teçhizat tedariki ve güvenlik personeli eğitimi gibi somut başlıklara dayandığı belirtiliyor.
Evanjelik lobi ve “İshak Anlaşmaları” etkisi
Dış politika tercihinin iç siyasetteki en kritik ayağını ise kıtada hızla büyüyen Evanjelik Hristiyan taban oluşturuyor. Özellikle Brezilya, Guatemala ve Honduras gibi ülkelerde seçmen nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturan Evanjelik topluluklar, dini inançları gereği İsrail’e koşulsuz desteği siyasi bir öncelik olarak görüyor.
Brezilya’da Temsilciler Meclisi’nin yüzde 40’ından fazlasını kapsayan Evanjelik Parlamento Cephesi, yaklaşan başkanlık seçimlerinde İsrail yanlısı söylemleri merkezde tutuyor. Senatör Flavio Bolsonaro gibi sağcı adaylar, mitinglerinde İsrail bayrakları ve doğrudan Başbakan Binyamin Netanyahu’nun video mesajlarıyla muhafazakâr seçmeni konsolide etmeye çalışıyor.
Diplomatik taarruz: İshak Anlaşmaları
İsrail hükümeti ve sivil toplum kuruluşları da bu siyasi iklimi kalıcı bir yapıya kavuşturmak için sahada aktif rol oynuyor. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin aldığı Genesis Ödülü fonuyla hayata geçirilen “İshak Anlaşmaları” (Isaac Accords), İbrahim Anlaşmaları model alınarak Latin Amerika’da İsrail yanlısı sivil toplum ve parlamento ağlarını finanse ediyor.
Küresel kamuoyunda Gazze saldırıları nedeniyle yalnızlaşan İsrail diplomasisi, Latin Amerika’daki bu ideolojik ve dini yakınlaşmayı stratejik bir açılım kapısı olarak kullanıyor.

















