Yemen’deki Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil havalimanlarını hedef alan saldırıları, hava savunma sistemlerinin dayanıklılığının ötesinde Riyad yönetiminin kriz yönetim kapasitesini ve stratejik sabrını sınayan bir sürece dönüştü. Kral Halid Uluslararası Havalimanı başta olmak üzere sivil havacılık altyapılarına yönelik peş peşe gelen saldırılar, krallığın krizi yönetme ve inisiyatifi yeniden ele alma stratejisini devreye sokmasını sağladı.
Riyad yönetimi, saldırıları tekil bir askeri operasyon olarak değerlendirmek yerine Tahran eksenli bölgesel pazarlıkların ve baskı araçlarının bir parçası olarak konumlandırıyor.
Havalimanı saldırılarının ardındaki üç kritik hesap
Uzmanlar ve stratejistler, Husi grubunun sivil havalimanlarını doğrudan vurma tercihinin arkasında üç temel motivasyon bulunduğunu belirtiyor:
- Batı Sahili Kayıplarının Telafisi: Suudi destekli Yemen hükümet güçlerinin Kızıldeniz kıyılarında ve adalarında sağladığı ilerlemeler, Husilerin bölgedeki hareket alanını daralttı. Grup, sahada uğradığı operasyonel kayıpları Suudi Arabistan’ın derinliklerindeki kritik sivil merkezleri vurarak kamuoyu nezdinde telafi etmeye çalışıyor.
- Yemen Hükümetine Desteği Kesme Baskısı: Saldırılarla Riyad yönetimi üzerindeki maliyeti artırmayı amaçlayan Husiler, meşru hükümete verilen askeri ve ekonomik yardımların durdurulmasını ve masaya kendi şartlarıyla oturulmasını hedefliyor.
- Tahran’ın Bölgesel Kozunu Canlı Tutma: Bölgesel baskılar altında sıkışan İran hattına sahadaki caydırıcılığını göstermek isteyen örgüt, sivil havacılık hedeflerini vurarak Tahran yönetimine “hâlâ etkili ve vazgeçilmez bir baskı unsuru” olduğu mesajını veriyor.
Şeffaf kriz yönetimi ve diplomasi hamlesi
Saldırılar sivil can kayıplarına ve hava sahasında geçici aksamalara yol açsa da Riyad yönetimi süreci panikle değil, şeffaf bir kurumsal yönetimle karşıladı. Sivil Havacılık İdaresi her saldırının ardından bağımsız ve net veriler açıklayarak kamuoyunu bilgilendirdi. Nitekim aralarında ABD ve Filistin vatandaşlarının da bulunduğu sekiz farklı milletten 12 sivilin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı Kral Halid Havalimanı saldırısında sağlık sisteminin hızlı müdahalesi, uluslararası toplumun tepkisini doğrudan Husilere yöneltti.
Sivil hedeflerin ve hacı adaylarının geçiş noktalarının hedef alınması, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde kitlesel bir kınama dalgasına yol açarak Husilerin iddia ettiği “meşruiyet” zeminini tamamen ortadan kaldırdı.
Bireysel savunmadan kolektif caydırıcılığa geçiş
Riyad, krizi yalnızca gelen füzeleri havada vuran pasif bir savunma denkleminden çıkarıp çok taraflı caydırıcılık zeminine taşıdı. Sahada Yemen ordusunun kritik kıyı hatlarındaki baskısı artırılırken, diplomatik ve askeri alanda “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” mekanizmaları işletilerek Türkiye ve Pakistan gibi askeri güçlerle kurulan ortak güvenlik hattı devreye sokuldu.
Riyad yönetimi, sivil yaşamı hedef alan asimetrik baskılara karşı inşa ettiği diplomasi ve savunma ittifaklarıyla, Tahran yönetiminin elindeki bu vekalet kartının maliyetini doğrudan artıran adımlar atmayı sürdürüyor.

















