Yemen hükümet güçleri ile Husiler (Ensarullah) arasında eylül ayı başından bu yana şiddetlenen kara çatışmaları, cephe hatlarında dikkat çekici bir tezat oluşturuyor. Ülkenin güneybatısındaki stratejik Taiz kenti, Batı Sahili ve Babülmendep Boğazı çevresi ile Marib ve Cevf hatlarında şiddetli çatışmalar sürerken; Beyda, Sada, Dali ve Hacce gibi diğer kritik temas hatlarında göreceli bir sessizlik hakimiyetini koruyor.
Dört yıllık ateşkes ve gerilimi azaltma sürecinin ardından yeniden tırmanan askeri kriz, tarafların güçlerini bölgesel ve uluslararası öneme sahip kilit geçiş noktalarına yoğunlaştırdığını gösteriyor.
“Yemen Şafağı” operasyonu ve sahadaki hedefler
Husilerin “kuşatmayı kırma” söylemiyle Batı Sahili ve Taiz yönünde başlattığı kara ilerleyişine karşılık, Yemen hükümet güçleri 5 Ekim itibarıyla “Yemen Şafağı” adlı geniş çaplı bir askeri harekât ilan etti. Hükümet yetkilileri, operasyonun nihai hedefinin başkent Sana dahil olmak üzere kontrol dışındaki tüm bölgeleri geri almak olduğunu belirtiyor.
Yemen Savunma Bakanı Korgeneral Tahir el-Ukayli, harekâtın altı aşamadan oluştuğunu ve birinci aşamanın tamamlanmak üzere olduğunu duyurdu. El-Ukayli, planlanan takvim doğrultusunda ilerlendiğini ve operasyonun adım adım genişletileceğini vurguladı.
Husilerin deniz ticaret rotası stratejisi
Askeri ve stratejik uzman Dr. Ali ez-Zeheb, çatışmaların belirli bölgelerde yoğunlaşmasının stratejik gerekçelerden kaynaklandığını belirtiyor. Zeheb’e göre Husiler, özellikle Taiz ve Babülmendep çevresindeki yüksek tepeleri ve geçiş koridorlarını ele geçirerek kıyı şeridini güvence altına almayı ve uluslararası deniz ticaret rotalarına hakim olmayı amaçlıyor.
Uzmanlar, Husilerin Taiz merkezinde ilerleme sağlayamamaları halinde güçlerini güneye, Res el-Are ve Babülmendep’e bakan Zu Bab hattına kaydırarak küresel deniz koridorundaki baskısını artırmayı hedeflediğini değerlendiriyor.
Bölgesel dengeler ve sessiz kalan hatlar
Çatışmaların diğer cephelerde henüz kara savaşına dönüşmemesi ise hem siyasi hem de lojistik faktörlerle açıklanıyor. Hükümete bağlı askeri unsurların tüm temas hatlarını aynı anda açabilecek lojistik kapasiteyi zamana yayması ve hükümet yanlısı gruplar arasındaki koordinasyon farklılıkları sahadaki ritmi etkiliyor.
Bunun yanı sıra uzmanlar, Yemen sahasındaki askeri hesapların yalnızca yerel dinamiklerle sınırlı kalmadığına; Hürmüz Boğazı ve bölgesel jeopolitik gerilimlerin sahadaki cephe tercihlerini doğrudan belirlediğine dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler öncülüğündeki diplomatik çözüm girişimlerinin tıkanması ise çatışmaların ilerleyen günlerde diğer cephelere de sıçrama riskini artırıyor.

















