Avusturya’nın başkenti Viyana’da görülen tarihi davada mahkeme, Suriye’de halk ayaklanmasının başladığı ilk yıllarda muhaliflere yönelik sistematik işkence ve cinsel istismar suçları işledikleri sabit görülen eski iki üst düzey rejim görevlisini hapis cezasına çarptırdı. Pazartesi günü sonuçlanan davada, eski Suriye Devlet Güvenlik birimi Rakka şubesi (335. Şube) şefi Tuğgeneral Khaled al-Halabi (63) ve eski emniyet müdür yardımcısı Yarbay Musab Abu Rukbah (54), “devlet eliyle organize edilen sistematik işkence” suçundan suçlu bulunarak 8’er yıl hapis cezası aldı.
Avrupa mahkemelerinde “evrensel yargı yetkisi” ilkesi kapsamında görülen dava, bugüne kadar Avrupa’da hakim karşısına çıkarılan en üst düzey Suriyeli askeri yetkilinin cezalandırılması açısından uluslararası hukukta bir milat olarak kabul ediliyor.
Mossad ve ‘Beyaz Süt’ operasyonu: Casusluk romanı gibi kaçış
Dava, yalnızca işkence mağurlarının adalet arayışı açısından değil, arkasındaki uluslararası istihbarat skandallarıyla da Avusturya medyasında ve kamuoyunda büyük bir sansasyona neden oldu. Savcılığın ve bağımsız gazetecilerin iddialarına göre, rejimden sığınmacı maskesiyle kaçan eski general Khaled al-Halabi’nin Avusturya’ya getirilmesi ve burada saklanması, İsrail dış istihbarat servisi Mossad ve Avusturya iç istihbarat birimleri arasında yürütülen “Beyaz Süt” (White Milk) adlı gizli bir operasyon sayesinde gerçekleşti.
İddianameye göre Mossad, 2015 yılında Fransa’da bulunan eski generali gizli bir anlaşmayla Avusturya’ya nakletti ve Alp ülkesindeki üst düzey bazı bürokratlar al-Halabi’ye koruma sağladı. Söz konusu sığınma ve koruma operasyonuna dahil oldukları gerekçesiyle daha önce yargılanan üst düzey Avusturyalı istihbarat yetkilileri 2023 yılında beraat etmiş olsa da, davanın seyri Avrupa’nın savaş suçluları için gizli bir “güvenli liman” haline geldiği tartışmalarını alevlendirdi.
Mağdurların kan donduran tanıklıkları
Haziran ayında başlayan ve Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) ile Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezi (ECCHR) gibi uluslararası sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenen duruşmalarda, rejim hapishanelerinden kurtulan mağdurlar mahkeme salonunda kan donduran tanıklıklarda bulundu. Sanıkların doğrudan emriyle Rakka’daki gözaltı merkezlerinde tıkış tıkış hücrelerde tutulduklarını belirten kurbanlardan biri, günlerce çıplak halde soğuk suya maruz bırakıldığını ve elektrik kablolarıyla ayaklarının altı patlayana kadar dövüldüğünü anlattı.
Mahkeme salonunda konuşan bir diğer mağdur, “Hükümetin yıllarca içimize aşılamaya çalıştığı o korku yok oldu, yerini adaletin otoritesi aldı. Bu dava, cezasızlık çağının çökmeye başladığının en somut kanıtıdır” dedi.
Mağdurlara tazminat ödenecek
Sanıklar yargılama süresince suçlamaları reddederek işkence olaylarından haberdar olmadıklarını iddia etseler de, mahkeme heyeti Nisan 2011 ile Mart 2013 tarihleri arasında işlenen suçlarda sanıkların doğrudan sorumluluğu olduğuna hükmetti.
Mahkeme, al-Halabi ve Abu Rukbah’a verilen 8’er yıllık hapis cezalarının yanı sıra, sanıkların kurbanlara toplamda 130 bin euro ($148,000) tutarında maddi ve manevi tazminat ödemesine karar verdi. Aralık 2024’ten bu yana gözaltında ve tutuklu bulunan sanıkların bu süreleri cezalarından düşülecek. Savcılık ve mağdur avukatları kararı memnuniyetle karşılarken, sanık avukatlarının kararı temyize götürüp götürmeyeceği henüz netlik kazanmadı.



