Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) görevli üç yargıç, Donald Trump yönetimi döneminde başlatılan ve devam eden yaptırım politikalarına karşı hukuki süreç başlattı. New York’ta Çarşamba günü mahkemeye sunulan şikayet dilekçesinde, söz konusu yaptırımların yargısal bağımsızlığı hedef aldığı ve hukuka aykırı olduğu vurgulandı.
Yargıçlar “yargı dışı baskı”ya dikkat çekti
Kanadalı Kimberley Prost, Ugandalı Solomy Balungi Bossa ve Beninli Reine Adelaide Sophie Alapini-Gansou adlı yargıçlar, haklarında uygulanan yaptırımların “yargı dışı baskı” oluşturmak amacıyla tasarlandığını ifade etti. Trump yönetimi tarafından getirilen yaptırımlar, UCM yargıçlarının ABD’ye girişini yasaklarken, aynı zamanda ülkede bulunan mal varlıklarını ve finansal işlemlerini donduruyor. Yargıçlar, bu durumun kendileri için bir “finansal infaz” anlamına geldiğini belirterek yaptırımların derhal kaldırılmasını talep ediyor.
İsrail soruşturması tetikleyici oldu
UCM’nin İsrail’in işlediği iddia edilen suçlara yönelik yürüttüğü soruşturmalar ve 2024 yılında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında çıkarılan yakalama kararı, ABD ile mahkeme arasındaki gerilimin temelini oluşturuyor. ABD yönetimi, mahkemenin hem kendi vatandaşlarına hem de İsrail gibi müttefiklerine yönelik yürüttüğü araştırmaları “siyasi bir saldırı” olarak tanımlıyor.
Şikayet edilen isimler arasında Donald Trump’ın yanı sıra, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Hazine Bakanı Scott Bessent de bulunuyor.
Yaptırımlar daha önce de engellenmişti
UCM çalışanlarına yönelik yaptırımlara karşı yürütülen hukuki mücadele yeni değil. Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında, ABD’deki bir federal yargıç, Trump tarafından çıkarılan ve mahkeme personeline yaptırım uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini “ifade özgürlüğüne anayasaya aykırı bir müdahale” olarak değerlendirerek durdurmuştu.
Söz konusu kararname, UCM soruşturmalarına katılan herkesi ekonomik yaptırımlara ve seyahat kısıtlamalarına tabi tutuyordu. Yargıçların bu yeni girişimi, ABD’nin uluslararası yargı organları üzerindeki baskı kurma stratejisine karşı mahkemenin direnç gösterme çabalarının bir parçası olarak görülüyor.

