Kuzey Amerika’nın önde gelen yükseköğretim kurumları, akademik özgürlüğü ve personellerinin anayasal haklarını korumak yerine siyasi ve finansal baskılara boyun eğmekle suçlanıyor. Orta Doğu Çalışmaları Derneği (MESA) tarafından yayımlanan kapsamlı rapor, ABD ve Kanada’daki üniversite yönetimlerinin 7 Ekim 2023’ten bu yana Filistin’e destek veren akademisyenlere karşı yürüttüğü idari zafiyetleri ve keyfi yaptırımları gün yüzüne çıkardı.
Soruşturmalar sindirme aracına dönüştürüldü
Derneğin hazırladığı “Baskı Dersleri” başlıklı çalışma, üniversite yönetimlerinin koruyucu bir çatı olmak yerine cadı avı yürüten mekanizmalara dönüştüğünü ortaya koydu. İncelenen 196 vakanın yüzde 39’unda yönetimler doğrudan fesih yoluna giderek en az 76 akademisyenin işine haksız yere son verdi. 59 vakada personelin kampüse girişi keyfi biçimde yasaklanırken, onlarca öğretim üyesi savunma hakkı kısıtlanan şeffaflıktan uzak idari soruşturmalara maruz bırakıldı.
Gonzaga Üniversitesi yönetiminin tutumu bu idari baskının en somut örneği oldu. Akademisyen Andrea Brauer’e yönelik asılsız “antisemitizm” şikayetini aylarca sürüncemede bırakan kurum idaresi, suçlamaların hiçbirinin kanıtlanamamasına rağmen akademisyenin arkasında durmayarak istifaya zorlanmasına zemin hazırladı. Arkansas Üniversitesi’nde ise öğrencinin resmi şikayette bulunmaktan vazgeçmesine rağmen idarenin soruşturmayı zorla sürdürmesi, kurumsal tarafsızlığın nasıl çiğnendiğini gösterdi.
Bağışçı baskısı ilkelerin önüne geçti
Raporda öne çıkan en çarpıcı bulgu, rektörlüklerin ve mütevelli heyetlerinin zengin bağışçılar ile siyasi lobi çevrelerinin baskısına boyun eğmesi oldu. Özgür düşüncenin merkezi olması gereken kurumlar, fon kaybetme korkusuyla personellerine yöneltilen ölüm tehditlerini dahi görmezden geldi.
St. Louis’deki Washington Üniversitesi idaresi, ölüm tehditleri alan Prof. Brett Gustafson’u korumak yerine derslerine denetçi memurlar göndererek kendi çalışanını şüpheli konumuna düşürdü. Indiana Üniversitesi yönetimi ise öğrencilerini polisin orantısız güç kullanımından korumaya çalışan yedi akademisyeni savunmak yerine, haklarında hiçbir dava açılmamasına rağmen kampüse girişlerini bir yıl süreyle yasakladı.
Ayrımcılık ve ifade özgürlüğünün çöküşü
Yönetimlerin aldığı keyfi disiplin kararlarının istatistiki arka planı, kurumsal çifte standardı açıkça belgeliyor:
- Sınıf Dışı Müdahaleler: Disiplin işlemlerinin yüzde 54’ü ders dışı kampüs faaliyetlerinden, yüzde 16’sı sivil gösterilerden, yüzde 12’si ise personelin kişisel sosyal medya hesaplarından kaynaklandı. Eğitim içeriğine dayanan vakalar yalnızca yüzde 11’de kaldı.
- Kurumsal Ayrımcılık: Cezai yaptırıma uğrayan akademisyenlerin üçte ikisinin etnik azınlıklardan veya beyaz olmayan çalışanlardan oluşması, üniversite yönetimlerindeki örtülü ayrımcılığı gözler önüne serdi.
MESA raporu, yükseköğretim kurumlarının bu tavrıyla kendi varlık sebeplerini inkar ettiğini vurguluyor. Güvenli bir tartışma zemini sunamayan ve dış müdahalelere karşı çalışanlarını kurban eden üniversiteler, akademik bağımsızlığı ve ifade özgürlüğünü ağır bir erozyona uğratmakla suçlanıyor.




















