Gazze Şeridi’nde yıkılan binaların ve biriken enkazın iş makineleriyle temizlenmesi, sadece savaşın yıkıcı izlerini silme çabası olarak görülmüyor. Askeri ve stratejik uzman Emekli Tuğgeneral Elias Hanna’ya göre bu adımlar, sahanın askeri kontrol ve hakimiyet hedeflerine uygun şekilde yeniden biçimlendirilmesinin bir parçası olarak öne çıkıyor.
Hanna, şehir savaşlarında binaların, yolların ve enkaz birikintilerinin sabit unsurlar olmadığını; aksine birliklerin gözetleme, hareket etme ve gizlenme kabiliyetlerini doğrudan etkilediğini vurguluyor. Bu çerçevede enkazın kaldırılması, kontrolü elinde tutan güce daha geniş bir görüş açısı ve manevra alanı sağlarken, direniş güçlerini de kentsel siper imkanlarından mahrum bırakıyor.
“Sosyal ve güvenlik çevresinin yeniden mühendisliği”
Elias Hanna, yürütülen yıkım ve enkaz kaldırma faaliyetlerini “sosyal ve güvenlik çevresinin yeniden mühendisliği” olarak tanımlıyor. Şehir savaşlarında yapılaşmış alanların muharebenin gidişatını belirleyen kritik faktörlere dönüştüğünü belirten Hanna; yıkılan binaların, moloz yığınlarının ve dar sokakların askeri araçların ilerleyişini kısıtlarken, savunma yapan taraflara stratejik gizlenme ve kuşatma imkanları sunduğunu ifade ediyor.
Askeri kontrol bölgelerinde kalan binaların tamamen yıkılması ve enkazın düzleştirilmesi bu denklemi değiştiriyor. Açılan alanlar sayesinde görüş mesafesi artıyor, zırhlı araçların hareket kabiliyeti kolaylaşıyor ve askeri noktaların savunulması daha az insan gücüne ihtiyaç duyar hale geliyor.
Netzarim Koridoru: Askeri çevre kurgusunun somut örneği
Elias Hanna, Gazze Şeridi’ni kuzey ve güney olarak ikiye bölen Netzarim Koridoru’nu bu stratejinin en bariz örneği olarak gösteriyor. İsrail ordusu, bu hatta kurduğu askeri sistemin etrafında, koridorun kuzeyinde ve güneyinde 2 ila 3 kilometre derinliğinde geniş alanları tamamen düzleştirdi.
Bu planın temel amacı, askeri mevzilerin çevresindeki yapıları ve enkazı temizleyerek bölgeyi tamamen açık bir gözetleme alanına dönüştürmek. Böylece kentsel yapının sağladığı imkanlar kullanılarak askeri unsurlara yaklaşılması veya hatların kuşatılması zorlaştırılıyor.
1971 Cibaliye müdahalesinden günümüze: Çevrenin askerileştirilmesi
Askeri uzman Hanna, bu yaklaşımın Gazze’deki geçmiş uygulamalarla paralellik gösterdiğine dikkat çekiyor. 1971 yılında Cibaliye Mülteci Kampı’nda askeri araçların geçişini kolaylaştırmak amacıyla sokakların genişletildiğini hatırlatan Hanna, temel doktrinin aynı kaldığını vurguluyor: Kentsel çevreyi askeri hareketlilik ve güvenlik kontrolünün gereksinimlerine göre değiştirmek.
Ancak günümüzdeki uygulamanın, yıkımın boyutu ve kapsadığı coğrafi genişlik açısından tarihteki örneklerini geride bıraktığı belirtiliyor.
Yaşam ekosisteminin tahribi ve insani maliyet
Yıkım ve arazi düzleme faaliyetleri sadece askeri sahayı değil, sivil halkın yaşam imkanlarını da doğrudan hedef alıyor. Evler, yollar, tarım arazileri, altyapı tesisleri ve su kaynaklarından oluşan “yaşam ekosistemi” tamamen ortadan kaldırılıyor.
Gazze genelindeki enkaz miktarının yaklaşık 50 milyon ton olduğu tahmin ediliyor. Bu devasa yıkımın kaldırılması ve bölgenin yeniden imarı için 100 milyar dolardan fazla bir bütçeye ihtiyaç duyulabileceği öngörülüyor.
Delillerin karartılması ve kayıplara ulaşma engeli
Sahanın askeri amaçlarla düzleştirilmesi ciddi insani ve hukuki kaygıları da beraberinde getiriyor. İnsan hakları savunucuları ve arama-kurtarma ekipleri, özellikle erişimi zor olan veya askeri kontrol altındaki alanlarda enkazın kontrolsüz şekilde kaldırılmasının vahim sonuçlarına dikkat çekiyor.
-
Cenazelerin Kaybolması: Sarı Hat gibi sivillerin serbestçe hareket edemediği bölgelerde, enkaz altında kalan kayıp kişilerin cenazelerine ulaşılması imkansız hale geliyor.
-
Savaş Suçları Delillerinin Silinmesi: Sivil yerleşim yerlerine ve altyapıya yönelik saldırıların saha delillerinin, enkaz kaldırma bahanesiyle yok edilmesi riski bulunuyor.
Arama-kurtarma ekiplerinin bu bölgelere erişiminin kısıtlanması, hem ailelerin cenazelerine ulaşma hakkını engelliyor hem de sivil yerleşimlere düzenlenen saldırılara ilişkin saha delillerinin korunmasını zorlaştırıyor.



