Güney Afrika Cumhuriyeti, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine yürüttüğü soykırım davası kapsamında yeni bir hukuki girişim başlattı. Pretoria yönetimi, 25 Ağustos’ta mahkemeye sunduğu kapsamlı ek dosyayla, Tel Aviv’in Gazze Şeridi’ndeki sivillerin korunması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla daha önce hükmedilen bağlayıcı ihtiyati tedbirlere uymadığını somut kanıtlarla belgeledi.
Uluslararası Adalet Divanı 2024 yılında aldığı üç ayrı kararla; Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde yer alan fiillerin önlenmesini, temel insani yardımların engelsiz geçişini ve Refah kentine yönelik askeri operasyonların durdurularak sınır kapılarının açık tutulmasını emretmişti.
Dava takvimi ve ihtiyati tedbirlerin önemi
İsrail’in mahkemenin yetkisine itiraz etmesi ve karşı tezler sunması nedeniyle ana davanın esastan karara bağlanmasının 2030 veya 2031 yılına kadar uzayabileceği belirtiliyor:
- Siyasi ve Hukuki Baskı: Eski BM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Prof. William Schabas, yargı sürecinin uzunluğu karşısında ara kararların uygulanmasını denetlemenin hayati olduğunu vurgulayarak, Güney Afrika’nın hamlesinin İsrail üzerindeki diplomatik izolasyonu artıracağını belirtti.
- Yaptırım Gücü Eksikliği: Mahkemenin kararlarını doğrudan sahada uygulatacak bağımsız bir icra mekanizmasına sahip olmaması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki olası ABD vetosu, kararların fiiliyata geçmesini zorlaştıran temel engel olarak öne çıkıyor.
Tel Aviv ve Filistin cephesinden değerlendirmeler
Güney Afrika’nın bu adımı, bölgedeki taraflar ve uzmanlar tarafından farklı açılardan yorumlanıyor:
İsrail’in tutumu ve iç soruşturmalar
İsrail üzerine araştırmalar yapan Dr. Mühenned Mustafa, Tel Aviv yönetiminin uluslararası hukuka karşı kayıtsız bir tutum sergilediğini ifade etti. İsrail ordusunun Gazze’deki ihlallere ilişkin başlattığı 170 soruşturmanın neredeyse tamamını kapattığını, yalnızca Hind Receb gibi küresel yankı uyandıran çok az sayıda olayı incelemeye devam ettiğini hatırlatan Mustafa, yürütülen iç mekanizmaların yalnızca uluslararası kamuoyunu yatıştırma amaçlı olduğunu savundu.
Filistin kamuoyunun beklentisi
Filistinli analist Dr. İyad el-Karra ise sahadaki Filistinlilerin acil koruma sağlama konusunda uluslararası mahkemelere olan güveninin zayıfladığını belirtti. Karra, Güney Afrika’nın girişiminin Filistin anlatısını güçlendirmesi ve soykırım suçunun zaman aşımına uğramasını engellemesi açısından tarihi bir değer taşıdığını, ancak bölgesel ve küresel bir yaptırım baskısı oluşmadıkça sahadaki insani trajediyi doğrudan durduramayacağını vurguladı.






















