Yemen’deki Husi unsurların Suudi Arabistan topraklarına, Kızıldeniz hattına ve Babülmendep Boğazı’na yönelik saldırıları, bölgedeki güvenlik dengelerini yeniden sarstı. Yaşanan gerilim, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın sahadaki işlerliğini ve taahhütlerini bir kez daha bölgesel diplomasinin merkezine taşıdı.
Analistlerin NATO’nun 5. maddesine benzerliği nedeniyle “İslam NATO’su” yakıştırması yaptığı anlaşma, üye ülkelerden birine düzenlenecek silahlı saldırıyı tüm taraflara yapılmış kabul eden kolektif savunma doktrinine dayanıyor.
Caydırıcılık ilkesi ve stratejik belirsizlik
Paktın kurucu parametreleri, ittifakın saldırgan ya da mezhepsel bir blok niteliği taşımadığını, nükleer bir bileşen içermediğini ve temel amacın bölgesel caydırıcılık olduğunu ortaya koyuyor. İmzacı ülkeler arasında ortak tatbikatlar, askeri alımların koordinasyonu, operasyonel uyumluluk ve ortak savunma sanayii üretimi hedefleniyor.
Bununla birlikte, Pakistan’ın askeri müdahalesi için gereken eşik değerler stratejik bir gizlilik çerçevesinde korunuyor. Kurumsallaşma aşaması devam eden ittifakta ortak askeri seferberliğin lojistik detayları kamuoyuyla paylaşılmazken, İslamabad’ın Riyad yönetimine sağladığı savunma desteği geçmişe dayanıyor.
Geçmiş dönemlerde kutsal mekanların güvenliği dahil olmak üzere Suudi Arabistan’a 8 bin asker, bir filo JF-17 savaş uçağı, insansız hava araçları ve savunma teçhizatı konuşlandıran Pakistan yönetimi, anlaşmalar kapsamındaki askeri iş birliğini gizlilik ilkeleri doğrultusunda sürdürüyor.
İslamabad’ın Riyad ve Tahran arasındaki diplomasi dengesi
Pakistan Savunma Bakanlığı ve resmi makamlar, Mekke Anlaşması ile ikili stratejik savunma taahhütlerine bağlı olduklarını vurgularken, bazı askeri intikallerin gerçekleştirildiğini doğruluyor. Ancak İslamabad, Tahran ile Washington ve Tahran ile Riyad arasında yürüttüğü arabuluculuk rolünü korumak adına hassas bir diplomasi çizgisi izliyor.
Riyad yönetiminin henüz Türkiye veya Pakistan’dan üçlü pakt kapsamında resmi bir askeri müdahale talebinde bulunmadığı belirtilirken, ittifakın kolektif savunma ruhunun geçerliliğini koruduğu ifade ediliyor.
Washington’ın tutumu ve bölgesel yansımalar
Krizin derinleşmesinde ABD yönetiminin çatışmaya mesafeli yaklaşımı da etkili oluyor. Donald Trump yönetiminin Husi saldırılarını kınamasına karşın doğrudan askeri misillemeden kaçınması ve Umman’ın başkenti Maskat’ta yürütülen temaslar, Riyad tarafından Washington ile güvenlik mimarisinde bir çatlak olarak yorumlanıyor.
Bölge genelinde belirsizlik tırmanırken askeri yetkililer, krizin sahadaki çatışmalarla çözülemeyeceğini ve nihai istikrarın ancak tarafların diplomatik müzakere masasına dönmesiyle sağlanabileceğini kaydediyor.

















