İsrail siyasetinin tarihi kayıtları, sözde “İsrail solu”nun doğuşundan bu yana taşıdığı yapısal çelişkiyi net bir biçimde ortaya koyuyor. Sosyalizm, sınıf dayanışması ve sosyal adalet sloganlarıyla meşruiyet devşiren bu siyasi kanat, pratikte sömürgeci yapının fiilen inşasını üstlendi ve işgal mekanizmasını kurumsallaştırdı.
Tarihsel gerçekler, İsrail’de sağ ile sol arasındaki ayrımın ilkesel bir çatışma değil; temelleri bizzat sol tarafından atılan tek bir sömürgeci projeyi yönetme biçimindeki yöntem farkı olduğunu gösteriyor.
İşgalin temeli: Histadrut ve Mapai partisi
Sol hareketin kökleri, 1920 yılında Hayfa’da kurulan “Histadrut” adlı işçi sendikasına kadar uzanıyor. Avrupa sendikacılığının bir kopyası olarak sunulan bu yapı; Filistinli işçileri sistematik biçimde dışlayan, iş gücünü tekelleştiren ve ayrılıkçı bir Yahudi toplumu inşa etmeyi hedefleyen bir araç olarak kullanıldı.
İş gücünün yüzde 75’ini denetleyen Histadrut’un içinden 1930 yılında David Ben-Gurion liderliğindeki “Mapai” partisi doğdu. Kendisini sosyalist olarak tanımlayan Ben-Gurion, 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) sırasında 700 bin Filistinlinin zorla yerinden edilmesini doğrudan yönetti.
İsrail solunun kesintisiz iktidarda kaldığı 1948-1977 yılları arasında işgalin tüm omurgası kuruldu:
- Askeri altyapı: İsrail ordusu kuruldu ve İsrailli tarihçi Ilan Pappe’nin “etnik temizlik” olarak nitelendirdiği operasyonlar yürütüldü.
- Gizli nükleer program: 1957 yılında Fransa’nın teknik desteğiyle Dimona Nükleer Santrali gizlice inşa edildi.
- Katliamlar ve yayılma: 1956’da Kafr Kasım Katliamı gerçekleştirildi. 1967 savaşıyla Batı Şeria, Gazze, Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası işgal edildi.
- Yerleşim mühendisliği: “Allon Planı” devreye sokularak Batı Şeria ve Ürdün Vadisi’nde ilk yasa dışı Yahudi yerleşim birimleri inşa edildi.
1977 depremi ve siyasi gerileme süreci
1973 savaşının getirdiği istihbarat zafiyeti ve krizler; Başbakan Golda Meir ile Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın istifasına yol açtı. Sağcı Likud partisinin lideri Menahem Begin, işçi sınıfı ve Doğulu (Mizrahi) göçmenlerin hoşnutsuzluğunu arkasına alarak Mayıs 1977 seçimlerinde solun neredeyse 30 yıllık iktidar tekeline son verdi.
Sonraki dönemlerde İzak Rabin ve Ehud Barak ile yeniden iktidara gelen sol blok, yerleşim politikalarını durdurmadı. Aksine Histadrut bünyesindeki şirketler, yerleşim altyapılarının inşasında aktif rol üstlendi. Meretz partisinin meclis dışı kalması ve İşçi Partisi’nin kan kaybetmesiyle sol, 2024 yılında Yair Golan liderliğinde “Demokratlar” adı altında birleşmek zorunda kaldı.
“Liberal soykırım” çelişkisi
Bu iki yüzlü tutum, 2023 yılında Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine karşı yapılan kitlesel gösterilerde de sergilendi. Yargı reformuna karşı sokaklara dökülen kitleler, Filistinlilerin haklarını tamamen görmezden geldi.
7 Ekim 2023 sonrasında Gazze’ye yönelik saldırılarda ise kendisini ilerici olarak tanımlayan kesimler doğrudan yer aldı. Gazeteci Yuval Abraham’ın araştırmaları, ordudaki liberal ve ilerici subayların sivillerin bulunduğu evlerin bombalanmasını “askeri hedefler” bahanesiyle meşrulaştırdığını ortaya koydu. Araştırmacılar, bu durumu hiçbir vicdani rahatsızlık duymadan uygulanan “liberal soykırım” olarak tanımlıyor.
Askerliği reddeden marjinal “post-Siyonist” azınlık dahi, Nekbe’de yok edilen Filistin köylerinin üzerinde yükselen Yafa ve Tel Aviv gibi kentlerde yaşayarak işgali finanse eden vergi sisteminin bir parçası olmaktan kurtulamıyor. Bu durum, İsrail siyasetindeki sağ-sol çatışmasının temelde işgali yönetme biçiminden ibaret olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.







