İstanbul’un tarihi Galata semtinde yükselen ve geçmişi yaklaşık iki asır öncesine uzanan binalar zinciri, kentin yaşadığı büyük dönüşümlerin en canlı tanıklarından biri olarak ayakta duruyor. İnşa edildiği 1850’li yıllardan bu yana dini lojman, rahibe okulu, işgal yıllarında karakol ve cezaevi, ardından yetimhane ve terzilik okulu olarak hizmet veren tarihi yapı grubu, günümüzde Okçu Musa İlkokulu olarak eğitim yuvası olmayı sürdürüyor.
İşgal Karakolundan Şefkat Yuvasına
Fatih Sultan Mehmed’in okçubaşısı Okçu Musa’nın adını taşıyan okul kompleksi, farklı dönemlerde inşa edilmiş 4 tarihi yapıdan oluşuyor. İlk olarak İngiliz din adamlarının ikametgâhı ve ardından rahibe okulu olarak kullanılan yapılar, I. Dünya Savaşı sonrasındaki İstanbul’un işgali yıllarında İngiliz birlikleri tarafından polis merkezi ve askeri cezaevine dönüştürüldü.
İşgal kuvvetlerinin şehirden çekilmesinin ardından kimsesiz çocuklara kapılarını açan binalar bir süre yetimhane, sonrasında ise mesleki eğitim veren bir terzilik okulu olarak işlev gördü. 1993 yılında tescilli kültür varlığı statüsüne kavuşturulan yapı, çevresindeki Ceneviz dönemine uzanan tarihi dokuyla bütünleşen mimarisini günümüze kadar korumayı başardı.
Galata’da Birleşen Eğitim Kurumları
Terzilik okulunun kapanmasının ardından binalar sırasıyla Galip Dede, Kule Dibi ve Okçu Musa ilkokulları tarafından ortaklaşa kullanıldı:
- Okulların Birleşmesi: Üç kurum ilerleyen yıllarda Okçu Musa İlkokulu çatısı altında tek bir yönetimde toplandı.
- Piri Reis Dönemi: Bina bir dönem Piri Reis Ortaokulu ile paylaşıldı ve 1968-1969 eğitim-öğretim yılından itibaren çiftli tedrisat modeline geçildi.
- Temel Eğitimden Günümüze: 1988-1989’da ilköğretim okuluna dönüştürülen kurum, 6287 sayılı eğitim kanunu çerçevesinde kademelerin ayrılmasıyla 2013-2014 döneminden bu yana tam gün eğitim veren Okçu Musa İlkokulu adıyla faaliyetlerine devam ediyor.
Tarihi Mirasla İç İçe Çağdaş Eğitim
Meslekte 22. yılını geride bırakan Okul Müdürü Filiz Yıldız, iki asırlık bir kültür mirasının içinde görev yapmanın getirdiği sorumluluğu vurgulayarak, “Tarihi hafızayı taşıyan canlı bir yapının içinde olmak alışılmış idarecilik sorumluluklarının ötesinde derin duygular hissettiriyor. Attığınız her adım size bu mekânın kentin ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Çevreyi Sınıfa Dönüştüren Öğrenme Modeli
Tarihi kimliğin modern pedagojiyle birleştirildiğini belirten Yıldız, öğrencilere analitik düşünme, problem çözme, takım çalışması ve dijital okuryazarlık gibi 21. yüzyıl becerilerini kazandırmayı hedeflediklerini ifade etti.
Okulun Galata’daki konumunun benzersiz bir avantaja dönüştürüldüğünü belirten yönetim; çevredeki müzeleri, sanat galerilerini ve tarihi anıtları dersliklerin doğal bir uzantısı haline getirerek öğrencilerin yaşadıkları kentin kültürel mirasını keşfederek büyümelerini sağlıyor.



















