İngiltere’nin önde gelen yayın organlarından The i Paper ve Financial Times‘ta yayımlanan kapsamlı analizler, Donald Trump başkanlığındaki Amerika Birleşik Devletleri’nde demokratik teamüllerin, ahlaki standartların ve uluslararası yumuşak gücün ciddi bir erozyona uğradığına dikkat çekiyor. Yazarlar Sarah Baxter, Patrick Cockburn ve Edward Luce’un değerlendirmeleri; devlet kurumlarının araçsallaştırılması, şiddetin normalleştirilmesi ve Washington’ın küresel itibarındaki hızlı gerileme noktalarında birleşiyor.
Analizlerin merkezinde, 2009 yılında Fort Hood askeri üssünde 13 kişiyi öldürmekten suçlu bulunan Nidal Hasan’ın infazının televizyondan canlı yayınlanması planı yer alıyor. Sarah Baxter ve Edward Luce, bu girişimin yargısal bir cezayı siyasi ve medyatik bir gösteriye dönüştürme tehlikesi taşıdığını vurguluyor.
Cezanın gösteriye dönüşmesi ve MAGA propagandası
Sarah Baxter, infazın kamuoyuna açık biçimde canlı yayımlanması tasarısının Savunma Bakanı Pete Hegseth’in askeri kurumları medya şovlarıyla sunma tarzının bir yansıması olduğunu öne sürüyor. Baxter’a göre bu plan, yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde “MAGA” (Make America Great Again) tabanını konsolide etmek için kurgulanan tehlikeli bir popülist hamle niteliği taşıyor.
Financial Times yazarı Edward Luce ise ABD’de kamuya açık son yasal infaz olan 1936’daki Rainey Bethea vakasını hatırlatarak, Washington’ın neredeyse bir asır önce terk ettiği ilkel pratiklere geri dönme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Luce, devlet eliyle uygulanan şiddetin eğlenceye veya kamuoyu gösterisine dönüştürülmesinin, hukuk devleti ilkelerine doğrudan darbe vurduğunu ifade ediyor.
‘Kazablanka’ idealinden çıkar çatışmalarına
Patrick Cockburn ise konuyu daha geniş bir perspektifle ele alarak 1942 yapımı klasik “Kazablanka” filminde simgelenen; faşizm, yozlaşma ve keyfilikten kaçanların sığınağı olan tarihi ABD imajının çöktüğünü savunuyor. Cockburn, göçmenlik kurumlarının sert uygulamaları, tartışmalı askeri operasyonlar ve siyasi rakiplerin hedef alınmasının hukuk normlarına gölge düşürdüğünü aktarıyor.
Cockburn’ün analizinde öne çıkan diğer başlıklar şunlar:
- Trump ailesinin ticari bağlantıları ile kamu politikaları arasındaki çıkar çatışması iddiaları
- Beyaz Saray yalanlasa dahi aile üyeleriyle anılan kripto para yatırımları ve teknoloji transferleri
- ABD’nin yalnızca ekonomik veya askeri değil, kültürel ve ahlaki çekiciliğini tanımlayan yumuşak gücün aşınması
Demokratik kurumlar baskıya direnebilir mi?
Analistler, Washington’ın uluslararası konumunun sadece füze kapasitesi veya ekonomik büyüklükle korunamayacağını; asıl belirleyicinin hukukun üstünlüğü ve demokratik ilkelere bağlılık olduğunu dile getiriyor.
Şiddetin sıradanlaşması ve kamu kararlarına şahsi menfaatlerin karışması kurumları zayıflatsa da Cockburn, Amerikan sivil toplumunun taşıdığı çeşitlilik, kültürel canlılık ve köklü direnç mekanizmaları sayesinde otoriter eğilimleri frenleyebilecek potansiyele halen sahip olduğunu kaydediyor.


















