Gündem

Pakistan’da dörtlü zirve: ABD-İran için barış yolu mu?

Orta Doğu’da askeri çatışmalar tüm şiddetiyle devam ederken, krizi kontrol altına almak amacıyla bölgesel ve uluslararası diplomatik trafik de hızlanıyor. Sahada çoklu cephelerde süren operasyonlara paralel olarak, Pakistan’ın öncülüğünde bölgesel aktörlerin katılımıyla gerçekleştirilmesi beklenen dörtlü bir toplantı gündemde.

Al Jazeera’nin Pakistan Büro Şefi Abdurrahman Matar’ın aktardığı bilgilere göre, gerilimi düşürmek amacıyla Pakistan, Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’ı bir araya getirecek olan İslamabad merkezli dörtlü bir zirve için yoğun girişimler yürütülüyor. Bu bağlamda, girişimin başarı şansı ve tarafların gerçek bir müzakereye ne kadar hazır olduğu tartışılırken, Pakistan ana arabuluculuk kanalı olarak öne çıkıyor.

Müzakerelerin Başarı Şansı

Güvenlik ve Strateji Uzmanı Richard Weitz, Pakistan’ın Washington ile Tahran arasında “iyi bir arabulucu” profili çizdiğini belirtiyor. Weitz’e göre İslamabad, geçmişte hem ABD hem de İran ile zaman zaman gerilimler yaşamış olsa da genel hatlarıyla her iki hükümetle de iyi ilişkilere sahip; bu da müzakere için uygun bir zemin hazırlama kapasitesi sunuyor.

Weitz, ABD ve İran’ın öne sürdüğü koşullar arasında bazı “örtüşmeler” olduğunu, ancak özellikle Hürmüz Boğazı gibi dosyalarda tarafların “farklı önceliklere” sahip olduğunu vurguluyor. Uzmana göre bu durum, üzerinde uzlaşılabilecek bir mekanizmanın yaratılabilmesi için karşılıklı tavizleri zorunlu kılıyor.

Masaya Yaklaşım: Diplomasi mi, Teslimiyet mi?

Tarafların masaya oturma isteği konusunda ise uzmanlar ikiye bölünmüş durumda:

  • Washington’un Beklentisi: Weitz, Donald Trump yönetiminin “müzakere süreci konusunda ciddi olduğunu” ve devam eden askeri operasyonların İran’ı diplomatik yola girmeye zorlayacak bir “katalizör” işlevi görebileceğini savunuyor.

  • Tahran’ın Bakışı: İran Araştırmaları Profesörü Alem Salih ise ABD’nin diplomatik davranışlarında samimi ve dürüst olmadığını belirterek, “Savaşı bir diplomasi aracı olarak kullanıyorlar” eleştirisini getiriyor. Washington’un mevcut şartlarını “imkansız koşullar” ve “diplomasi değil, teslimiyet şartları” olarak nitelendiren Salih, Tahran’ın bu tür dayatmaları daha önce de reddettiğini hatırlatıyor.

Her iki taraf arasında derin bir “güven krizi” yaşandığı kabul edilse de, Weitz’e göre diplomasi tarihi, çatışmaların ve müzakerelerin eşzamanlı olarak yürütülebildiği örneklerle dolu.

İsrail’in Stratejik Hesapları

İsrail Araştırmaları Uzmanı Muhammed Halsa, sahadaki askeri ve siyasi göstergelerin İsrail’in savaşı genişletme seçeneğine daha yatkın olduğunu ortaya koyduğuna dikkat çekiyor. Halsa’ya göre Tel Aviv yönetimi:

  • Savaşın kaçınılmaz bir şekilde genişlediğine inanıyor.

  • Husiler gibi yeni aktörlerin çatışmaya dahil olmasını, “açık savaş yaklaşımının” en mantıklı seçenek olduğu inancını pekiştiren bir fırsat olarak görüyor.

  • ABD’nin diplomatik bir yola girme ihtimali endişe yaratsa da, Washington’un koşulsuz desteğinin süreceğine dair bahsini koruyor.

ABD ve İsrail arasında askeri düzeyde sıkı bir koordinasyon olsa da Weitz, çatışmanın nasıl yönetileceği veya diplomasiye ne zaman geçileceği gibi konularda, özellikle yeni cephelerin açıldığı bir senaryoda Washington ile Tel Aviv arasında anlaşmazlıkların su yüzüne çıkabileceğini ifade ediyor.

Daily Ummah

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir