İsrail hükümeti, Batı Şeria’daki yasadışı yerleşim birimlerini genişletmek ve bölgenin çehresini değiştirmek amacıyla kapsamlı bir bütçe planını onayladı. Başbakan Binyamin Netanyahu, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve yerel yönetim yetkililerinin imzaladığı “çerçeve anlaşma” ile toplamda 8,5 milyar şikel (yaklaşık 2,8 milyar dolar) kaynak ayrılması kararlaştırıldı.
Bu devasa yatırımın 12 bin yeni konutun inşasını ve bölgedeki altyapı projelerinin modernize edilmesini kapsadığı bildirildi. İsrail medyasına yansıyan haberlerde, bu hamlenin sadece bir inşaat projesi değil, bölgenin demografik ve coğrafi yapısını “değiştirmeye yönelik stratejik bir adım” olduğu vurgulandı. Netanyahu, imza töreninde yaptığı açıklamada, kuzey Batı Şeria’yı “devleti koruyan bir çatı” olarak nitelendirerek, projenin stratejik önemine dikkat çekti.
Uluslararası tepkiler ve bölgedeki gerilim
Hükümetin bu kararı, hem yerel düzeyde hem de uluslararası arenada sert tepkilere neden oldu. Hamas tarafından yapılan yazılı açıklamada, anlaşma “tehlikeli bir Yahudileştirme adımı” ve “Batı Şeria topraklarını yutma girişimi” olarak tanımlandı. Filistinli gruplar, bu adımın ABD’nin desteği ve uluslararası sessizlikten güç alarak atıldığını savundu.
Birleşmiş Milletler (BM) verilerine ve uluslararası hukuk ilkelerine göre, Batı Şeria’daki tüm İsrail yerleşimleri “yasadışı” statüsünde yer alıyor. BM, bu tür genişleme projelerinin iki devletli çözüm zeminini tamamen ortadan kaldırdığı uyarısını yineledi.
Sahada durum: “500 bin yerleşimci”
İsrail’in yerleşim politikalarını yakından takip eden “Peace Now” (Barış Şimdi) örgütü, mevcut tablonun ciddiyetini verilerle ortaya koyuyor. Örgütün raporlarına göre:
-
Batı Şeria: Halihazırda yaklaşık 500 bin İsrailli yerleşimci, uluslararası hukuka göre yasadışı olan bu bölgelerde yaşıyor.
-
Doğu Kudüs: Bu sayıya Doğu Kudüs’teki yaklaşık 250 bin yerleşimci de eklendiğinde, bölgedeki yerleşimci nüfusunun yoğunluğu dikkat çekici bir seviyeye ulaşıyor.
Analistler, bu yeni bütçe ayrımının sadece konut inşasını değil, yerleşim birimlerini birbirine bağlayan yollar ve güvenlik ağlarıyla bölgenin İsrail ile organik bir şekilde bütünleştirilmesini hedeflediğini belirtiyor. Hukuki uzmanlar, bu adımların sahada “geri dönüşü olmayan” bir statüko yaratmayı amaçladığı görüşünde birleşiyor.



