Lübnan’da binlerce çağrı cihazının eş zamanlı olarak infilak ettirildiği siber ve istihbarat saldırısının üzerinden iki yıl geçmesinin ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu operasyonu yeniden gündeme taşıdı. Netanyahu, Hizbullah mensuplarının kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı anlara dair görüntülerin yer aldığı bir video paylaştı.
Resmi X hesabı üzerinden paylaştığı videoya Arapça bir not ekleyen Netanyahu, “İki yıl önce Hizbullah’a ait çağrı cihazlarını (pager) havaya uçurduk” ifadelerini kullandı. Paylaşım, Lübnan’da derin yaralar açan ve uluslararası hukuk çevrelerinde yoğun tepki toplayan operasyonun yıl dönümüne denk getirildi.
Sosyal medyada tepki ve savaş suçu suçlamaları
Netanyahu’nun saldırıyı bir istihbarat zaferi gibi sunarak yeniden dolaşıma sokması, sosyal medyada geniş çaplı bir tartışma ve tepki dalgasına yol açtı:
- Savaş suçu eleştirileri: Avukat ve insan hakları aktivisti İsmail Lam, sivil kullanım amaçlı nesnelerin tuzaklanarak patlatılmasının uluslararası hukuka göre savaş suçu teşkil ettiğini vurgulayarak, bu tür eylemlerin İsrail ordusunun askeri doktrini haline geldiğini savundu.
- Yahudi toplumundan itiraz: “Hahamların Sesi” adlı platform, Netanyahu’nun eylemlerini kınayarak İsrail Başbakanı’nın tüm Yahudi halkı adına hareket etmediğini ve toplumu temsil etmediğini belirtti.
- Hukuki meşruiyet sorgusu: Arap ve uluslararası hukukçular, binlerce taşınabilir elektronik cihazın sivillerin yoğun olarak bulunduğu alanlarda patlatılmasının meşru bir askeri operasyon olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizdi.
17-18 Eylül 2024’te ne olmuştu?
Lübnan genelinde 17 Eylül 2024 tarihinde eş zamanlı olarak infilak eden binlerce çağrı cihazı, ilk aşamada 12 kişinin ölümüne ve binlerce sivilin yaralanmasına neden olmuştu. Bu saldırının hemen ardından, 18 Eylül’de telsiz cihazlarını hedef alan ikinci bir patlama dalgası yaşandı.
Birleşmiş Milletler (BM) belgelerine göre, peş peşe gerçekleştirilen iki aşamalı saldırılarda toplam can kaybı en az 32’ye yükselirken, yaralı sayısı 3 bin 250’yi aşmıştı.
Dönemin BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, saldırıyı “şok edici” olarak nitelendirmiş; cihazları kimin taşıdığı, nerede bulunduğu ve çevresinde kimlerin yer aldığı gözetilmeksizin binlerce insanın aynı anda hedef alınmasının uluslararası insan hakları hukukunun açık bir ihlali olduğunu vurgulamıştı. Türk, saldırının emrini verenlerin ve uygulayanların yargı önüne çıkarılması için bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulunmuştu.

















