Husi milislerinin Yemen’deki askeri kamplara, Marib’deki sığınmacı çadırlarına, Suudi Arabistan topraklarına ve Kızıldeniz’deki uluslararası seyrüsefer hatlarına düzenlediği eş zamanlı saldırılar, geçici bir askeri tırmanışın ötesine geçiyor. Yemen Savunma Bakanlığı, Marib ve Hadramut’taki birliklerin hedef alındığını ve kayıplar verildiğini açıklarken; uzmanlar bu hamlelerin Hürmüz Boğazı ve Körfez güvenliğine dair uluslararası müzakerelerle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtiyor.
İran’ın çift taraflı baskı kartı: Babülmendep ve Hürmüz
Tahran yönetimi, bölgesel krizlerde tüm cephelerde topyekün bir savaşa girmeden vekillerini esnek bir baskı aracı olarak kullanıyor. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği uluslararası diplomasi masasındayken, İran Husi kartını devreye sokarak Babülmendep ve Kızıldeniz’in güvenliğini de bu denklemden ayrı tutmayacağını gösteriyor. Suudi Arabistan’a ve Yemen meşru hükümetine yönelik baskı artırılarak, siyasi ve askeri desteğin maliyeti yükseltilmeye çalışılıyor.
Önümüzdeki dönem için üç olası senaryo
Bölgedeki gelişmeler ışığında geleceğe yönelik üç ana senaryo öne çıkıyor:
-
Topyekün çatışma: Bölgesel mutabakatların tamamen çökmesi durumunda tırmanışın geniş çaplı bir savaşa dönüşmesi (en düşük ihtimal).
-
Kontrollü gerilim: Sınırlı karasal ve denizel saldırıların karşılıklı olarak sürmesi (en yüksek ihtimal).
-
Koşullu ateşkes: Bölgesel diplomasinin ilerlemesiyle tırmanışın kademeli olarak azalması.
Kızıldeniz ve Babülmendep’in güvenliği artık sadece yerel bir mesele değil, küresel ticaretin ve bölgesel istikrarın temel bir unsuru olarak değerlendiriliyor.



