İsrail’de yaklaşan erken genel seçimler, 7 Ekim 2023 saldırılarının üçüncü yılına denk gelirken; sandık başına gitmeye hazırlanan seçmenin gündemini yine güvenlik endişeleri, savaşın ekonomik tahribatı ve zorunlu askerlik tartışmaları belirliyor. Gazze’de 73 binden fazla Filistinlinin yaşamını yitirdiği, Lübnan ve Suriye topraklarına yönelik saldırıların sürdüğü ve Washington ile birlikte İran’ın doğrudan hedef alındığı üç yıllık sürecin ardından, İsrail kamuoyundaki güvensizlik hissi giderilebilmiş değil.
Siyaset bilimciler ve analistler; askeri operasyonlar sonucu bölgesel rakiplerin zayıflatılmasına ve fiili tampon bölgeler oluşturulmasına rağmen, toplumun psikolojik olarak 7 Ekim öncesinden çok daha kırılgan bir ruh halinde olduğunu vurguluyor.
Güvenlik algısı seçim kampanyalarını rehin aldı
City St George’s Londra Üniversitesi Siyaset ve Gazetecilik Öğretim Görevlisi Ayala Panievsky, ulusal güvenliğin İsrail seçmeni için her zaman belirleyici olduğunu, ekonomik kriz ve geçim sıkıntısının dahi bu dosyanın önüne geçemediğini belirtti. Panievsky, tablodaki paradoksu şu sözlerle özetledi:
“Bugün dahi İsrailliler Hamas’tan, Hizbullah’tan ya da İran’dan gelebilecek nükleer bir tehditten dolayı kendilerini güvende hissetmiyor. Trump ve Netanyahu’nun büyük vaatlerine rağmen bu cephelerin hiçbiri İsrail için kesin bir zaferle kapanmadı; tehditlerin hiçbiri bütünüyle ortadan kaldırılamadı.”
Buna karşın King’s College London Güvenlik Analisti Ahron Bregman, askeri açıdan bakıldığında bölgesel dengelerin İsrail lehine değiştiğini savunuyor. Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesi, Hizbullah ve Hamas’ın askeri kapasitelerinin ağır darbe alması ve Tahran yönetiminin doğrudan ABD ile çatışma sürecine girmesinin Tel Aviv üzerindeki baskıyı azalttığını belirten Bregman; Gazze, Lübnan ve Suriye sınırlarında oluşturulan ileri tampon bölgelerin sınır güvenliğini teknik olarak tahkim ettiğini kaydetti.
Batı Şeria’da üçüncü intifada uyarısı
Toplumdaki asıl güvensizlik hissinin içerideki kırılganlıktan kaynaklandığına dikkat çeken Bregman, işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimci terörünün kontrolden çıktığını ifade etti:
“İsrail, Batı Şeria’da her gün Filistinlileri kışkırtan yerleşimciler üzerindeki kontrolünü kaybetti. Ufukta üçüncü bir Filistin intifadası görüyorum ve bu süreç bir kez başladığında durdurulması son derece zor olacak.”
Sistematik yerleşimci baskınları ve askeri operasyonlar, 7 Ekim’de istihbarat ve güvenlik mekanizmalarına duyulan güveni sarsılan toplumda yeni bir patlama korkusunu canlı tutuyor.
Bitmeyen savaş söylemi ve siyasi kutuplaşma
Seçim yarışının önde gelen iki aktörü olan Başbakan Binyamin Netanyahu ile Yaşar Partisi lideri Gadi Eisenkot, kampanyalarında bir yandan düşmanların geriletildiğini savunurken diğer yandan varoluşsal tehdidin sürdüğünü işliyor.
Netanyahu’nun “Bu mücadele asla bitmeyecek; Orta Doğu’da hayatta kalmak istiyorsanız çok güçlü olmak zorundasınız” yönündeki açıklamaları, kalıcı bir savaş doktrinine işaret ediyor. Muhalefet kanadı ise Başbakan’ın 7 Ekim öncesindeki istihbarat zafiyetleri ve Gazze politikaları için bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulmasını reddetmesini eleştiriyor.
Ben-Gurion Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Lev Grinberg, güvenliğin artık askeri bir meseleden ziyade tamamen siyasi bir kamplaşma aracına dönüştüğünü vurguluyor:
- Siyasi Bölünme: İsrail toplumu, mevcut koalisyon yanlıları ve karşıtları olarak sert bir kutuplaşma yaşıyor.
- Yargı ve Beka Korkusu: Netanyahu için iktidarı kaybetmek hakkındaki yolsuzluk davalarında hapis cezası riskini artırırken, muhalefet cephesi Netanyahu’nun olası bir zaferi durumunda ülkede otoriterleşmenin ve güvensizlik ortamının geri dönülemez boyuta ulaşmasından endişe ediyor.







