İsrail Başbakanı Netanyahu, genç yaşta başladığı dış hizmet kariyerinden bu yana Filistin devletinin kurulmasını engellemek için askeri gücü siyasi sermayeye dönüştürmeyi hedefledi. Netanyahu, “tam zafer” hayaliyle Hamas’ı ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Ancak bu hedef giderek uzaklaşırken, Netanyahu savaş suçları işleyerek ve güç kullanımını artırarak bu amacını sürdürmeye çalışıyor. Katar’daki saldırılar, Hamas liderlerine karşı Türkiye’de bile operasyon tehdidi ve Gazze halkını Mısır’a sürme planları, barış anlaşmasını yok sayan umutsuz politikalarının parçaları olarak görülüyor.

İsrail toplumunun büyük bölümü Netanyahu’dan siyasi hayattan çekilmesini istese de, Yahudi toplumu genel olarak onun arkasında duruyor. Uluslararası arenada ise sadece Trump yönetimi Netanyahu’ya destek veriyor. Bu ortaklık, 1988’den beri ABD ile Filistinliler arasında kurulan ilişkileri zayıflatıyor.

Netanyahu ve destekçileri, Filistin’in uluslararası tanınmasını engellemenin zor olduğunu kabul ederek, esas olarak sahadaki demografik ve coğrafi gerçekliği değiştirmeye odaklanmış durumda. Gazze Şeridi’nde tam bir yıkım yaratan Netanyahu, Batı Şeria’da da ilhak planlarıyla uluslararası tanımayı etkisizleştirmeye çalışıyor.

Filistin Devleti’nin uluslararası alanda tanınması, özellikle Suudi Arabistan ve Fransa gibi ülkelerin girişimleriyle hız kazanırken, Netanyahu’nun politikaları bu süreci yavaşlatmaya yetmiyor. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın yaşlı ve meşruiyeti tartışmalı yönetimi, halk nezdinde güven kaybına uğramış durumda.

Netanyahu’nun politikaları, İsrail’i bir soykırım toplumuna dönüştürürken, Filistin halkının haklı mücadelesi ve uluslararası destekle yeni bir döneme doğru ilerliyor. Netanyahu’nun “tam zafer” hayali giderek daha fazla imkansızlaşırken, bölgedeki gerilim ve çatışmalar da artarak devam ediyor.

daily ummah