Küresel ticaret ve enerji taşımacılığı, Orta Doğu’daki stratejik su yollarında yaşanan aksamalar nedeniyle tarihin en kritik krizlerinden birine sürükleniyor. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve Babülmendep Boğazı’ndaki güvenlik risklerine, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e uzanan “Doğu-Batı” ham petrol boru hattının İHA saldırıları sonrası tedbiren kapatılması eklendi. Deniz yollarındaki bu kırılganlık, bölgesel arz güvenliği için kara alternatiflerini zorunlu hale getirirken; siyasi dönüşüm sürecindeki Suriye’nin jeopolitik konumunu yeniden gündemin merkezine taşıdı.
Deniz rotalarındaki darboğaz ve kara alternatifleri
Suudi siyasi analist Dr. Halid Batarfi, bölgenin geçici bir krizden ziyade yapısal bir lojistik darboğazla karşı karşıya olduğunu belirtti. Boğazların eşzamanlı olarak baskı altına girmesinin navlun, sigorta ve hammadde maliyetlerini tırmandırdığını vurgulayan Batarfi, limanları çeşitlendirmenin tek başına yetersiz kaldığını, kara ve demiryolu taşımacılığının Hürmüz, Suriye ve Türkiye hattıyla entegre edilmesinin stratejik bir gerekliliğe dönüştüğünü ifade etti.
Suriye ekonomisi için kısa vadeli yük, uzun vadeli fırsat
Kriz, iç siyasi dengelerin değiştiği ve yeniden inşa sürecine giren Suriye ekonomisini iki farklı boyutta etkiliyor:
- Kısa vadeli maliyetler: Petrol, nakliye ve reasürans maliyetlerindeki artış; inşaat malzemeleri ve hammadde ithalatını zorlaştırarak vatandaşın hayat pahalılığını ve kentsel toparlanma hızını olumsuz etkiliyor.
- Yerli üretim avantajı: Uluslararası ekonomi ve yatırım danışmanı Celal Bekir, Suriye’nin iç sahada kendi petrolünü üretmeye başlamış olmasının küresel fiyat şoklarının etkisini kısmen hafiflettiğini kaydetti.
Akdeniz’e açılan stratejik kapı
Eski rejimin devrilmesinin ardından diplomatik ve ticari izolasyonun kırıldığına işaret eden uzmanlar, Suriye’nin coğrafi avantajının Körfez sermayesi ile Avrupa pazarı arasında güvenli bir kara köprüsü rolü üstlenebileceğini belirtiyor.
Celal Bekir, Suriye’nin Körfez’den başlayıp Akdeniz limanları (Lazkiye ve Banyas) üzerinden Avrupa’ya doğrudan erişim sağlayacak stratejik ihracat koridorları için doğal bir çıkış noktası olduğunu ifade etti. Dr. Batarfi ise kara koridorlarının deniz ticaretinin yerini tamamen almayacağını, ancak “ekonomik güvenlikte seçeneklerin çeşitlendirilmesi” ilkesi doğrultusunda hayati bir lojistik denge unsuru sunacağını aktardı. Bu kapsamda Suudi ve Körfez menşeli şirketler için inşaat malzemeleri, petrokimya, ilaç, gıda ve enerji sektörlerinde karşılıklı yatırım kapılarının aralanabileceği bildirildi.
Şam’ın aşması gereken ev ödevleri: Güvenlik ve mevzuat reformu
Suriye’nin yeniden transit ticaretin ve boru hatlarının merkez üssü haline gelmesi, iç sahada atılacak kurumsal adımlara bağlı bulunuyor.
Ekonomi ve Adalet bakanlıklarının eski, işlevsiz bürokratik engeller yerine uluslararası sermayeyi güvenceye alacak modern ticaret ve yatırım mevzuatlarını ivedilikle yürürlüğe koyması gerektiğini vurgulayan Celal Bekir, lojistik yatırımların uzun vadeli istikrar istediğine dikkat çekti. Dr. Batarfi de devletin sınır kapılarında ve ana karayollarında tam kontrol sağlaması, gümrük ile bankacılık altyapısını modernize etmesi halinde Suriye’nin krizden etkilenen bir aktör olmaktan çıkıp alternatif arayışlarının en büyük kazananı olacağını vurguladı.







