Irak hükümetinin, ülkede bulunan tüm silahları devletin münhasır kontrolü altına alma girişimi, İran destekli güçlü silahlı grupların direnişiyle karşı karşıya. Bağdat yönetimi, silahlı unsurların devlet güvenlik güçlerine entegre edilmesi veya tamamen silahsızlandırılması politikasını kararlılıkla sürdürürken, bu gruplar geleceklerine dair somut güvenceler sunulmadığı sürece geri adım atmayacaklarını belirtiyor.
Silahsızlanma planında yol ayrımı
Irak Başbakanı Ali al-Zaidi hükümeti, 30 Eylül’e kadar tüm silahların devlet kontrolüne alınması için bir program başlattı ve bu hamle kamuoyunda geniş destek buldu. Ancak hükümet yetkilileri, silahsızlanma sürecinde ne kadar yol kat edildiğine dair somut veriler paylaşmakta zorlanıyor.
Sürece direnen gruplar arasında Kataib Hezbollah, Harakat al-Nujaba, Sayyid al-Shuhada, al-Awfiya ve al-Badala gibi, Haşdi Şabi (Popüler Seferberlik Güçleri) bünyesindeki en ağır silahlı ve ideolojik olarak Tahran’a en yakın kanatlar yer alıyor. Bu gruplar, silahsızlanmanın kendilerini bölgesel tehditlere ve siyasi tasfiyelere karşı savunmasız bırakacağını savunuyor.
Güvence arayışı ve ABD faktörü
Kaynakların belirttiğine göre, direniş gösteren grupların ana çekincesi, silahlarını bırakmaları durumunda hem yurt içinde siyasi/güvenlik baskısıyla karşılaşmak hem de ABD’nin bölgedeki askeri varlığına karşı savunmasız kalmak. Gruplar, ABD ve İsrail’in geçmişteki taahhütlerine güvenmediklerini ifade ederek, sadece “sözlü” değil, kendi güvenliklerini garanti altına alacak yazılı veya uluslararası güvenceler talep ediyor.
Özellikle Kataib Hezbollah ve Harakat al-Nujaba, Başbakan Zaidi’nin Washington ziyareti öncesinde yaptıkları açıklamalarda, silahlarını bir “pazarlık konusu” olarak görmediklerini ve askeri kapasitelerini hem nicel hem de nitel olarak geliştirmeye devam edeceklerini vurguladı. Harakat al-Nujaba lideri Akram al-Kaabi, “direnişin silahlarının kırmızı çizgi olduğunu” belirterek geri adım atmayacaklarını yineledi.
“Direniş Ekseni” içindeki bölünme
Irak’taki bu süreç, İran öncülüğündeki “Direniş Ekseni” içerisinde de ilginç bir ayrışmayı gözler önüne seriyor. Bir tarafta, daha ılımlı bir politika izleyerek siyasi geleceğini korumak isteyen Qais al-Khazali liderliğindeki Asaib Ahl al-Haq ve Mukteda es-Sadr’ın Saraya al-Salam grubu gibi silahlarını devlet kontrolüne bırakmayı kabul eden unsurlar yer alıyor.
Diğer tarafta ise Kataib Hezbollah gibi gruplar, bölgesel gerilimler ve İsrail’in askeri faaliyetleri devam ettiği sürece silahlı varlığın bir “zorunluluk” olduğunu savunuyor. Siyasi analistler, bu bölünmenin sadece Bağdat hükümeti ile değil, aynı zamanda bu grupların kendi ideolojik gelecekleri ile stratejik gerçeklikleri arasında yaşadıkları bir çatışmayı yansıttığını değerlendiriyor.



