İsrail’de ekim ayında yapılması planlanan 26. Knesset parlamento seçimleri öncesinde yayımlanan siyasi analizler ve kamuoyu araştırmaları, seçmenlerin temel önceliklerinin bölgesel çatışmalardan ziyade iç siyasi çekişmelere, yargı krizine ve toplumsal bölünmelere odaklandığını ortaya koyuyor. Seçim takvimi ve organizasyonuna ilişkin resmi süreçler İsrail Merkezi Seçim Komisyonu tarafından koordine edilirken, ülkedeki siyasi kutuplaşmanın merkezinde Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin tartışmalı adımları yer alıyor.
Analistler, geçmiş seçimlerin aksine Filistin meselesinin ve iki devletli çözüm olasılığının siyasi partiler tarafından büyük ölçüde gündem dışı bırakıldığını, tartışmaların İsrail demokrasisinin geleceği ve kurumsal yapının korunması ekseninde yoğunlaştığını belirtiyor.
Yargı reformu, 7 Ekim sorumluluğu ve koalisyon krizi
Siyaset bilimciler ve sosyologlar, seçim dinamiklerini şekillendiren temel faktörlerden birinin Netanyahu hükümetinin yargı denetimini zayıflatmaya yönelik adımları olduğunu vurguluyor. Sağ blok ile seküler-liberal muhalefet arasındaki ayrışma derinleşirken, aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in Başsavcı Gali Baharav-Miara’nın görevden alınmasını olası koalisyon şartı olarak öne sürmesi gerilimi tırmandırıyor.
Bunun yanı sıra, 7 Ekim 2023’te yaşanan güvenlik zaafına ilişkin resmi bir soruşturma komisyonu kurulması talepleri kamuoyunda geniş karşılık buluyor. Muhalefet kanadı ve sokak protestocuları, Netanyahu yönetiminin savaş ortamını yargı süreçlerini ötelemek ve sorumluluktan kaçmak için araçsallaştırdığını savunuyor.
Haredi nüfusun askerlik muafiyeti ve Filistinli vatandaşların durumu
İsrail iç siyasetindeki en kırılgan başlıklardan birini Ultra-Ortodoks (Haredi) toplumunun zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulması tartışması oluşturuyor. Yedek askerlerin ve savaşta görev alan birliklerin tepkisine rağmen Haredi partileri dini eğitimi koruma gerekçesiyle muafiyetin devamını savunurken, seküler kesimlerden bu duruma karşı protestolar yükseliyor.
Öte yandan, İsrail vatandaşı Filistinlilerin yaşadığı mahallelerde artan organize suç oranları ve güvenlik sorunları, bu kesimlerin siyasete katılım motivasyonunu zayıflatıyor. Ana akım partilerin Filistinli temsilcileri içeren ittifaklara mesafeli durması, nüfusun bu kesiminin siyasal alanda temsilsiz kaldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.



