Filistinli varlığını kısıtlamayı ve İsrail egemenliğini mutlaklaştırmayı amaçlayan bu süreç, Kudüs’ü çevresindeki Filistinli yerleşim alanlarından tamamen koparmayı hedefliyor.
İstatistikler tehlikenin boyutunu gösteriyor
Kudüs Uluslararası Kurumu’nun verilerine göre, 2014-2025 yılları arasında yaklaşık 131.545 yeni yerleşim birimi onaylandı. Sadece 2025 yılında onaylanan 32 yapısal planla, yaklaşık 1657 dönümlük arazi üzerinde 7.200 yeni konutun inşasına karar verildi.
Stratejik kuşatma: E1 ve “Kutsal Havza”
Yerleşim uzmanı Bessam Bahr, İsrail’in özellikle 7 Ekim 2023 sonrası oluşan konjonktürü fırsata çevirerek sahada radikal adımlar attığını belirtiyor:
- Kuşatma Hattı: Har Homa, Gush Etzion ve E1 gibi projelerle Kudüs’ün doğu ve güneyinde büyük bir yerleşim kuşağı oluşturuluyor.
- Kutsal Havza: Mescid-i Aksa’yı çevreleyen bölgelerde “Kutsal Havza” adı altında yoğun bir Yahudileştirme faaliyeti yürütülüyor.
- İzolasyon Politikası: Kudüs, çevresindeki Filistin köylerinden tüneller ve çevre yollarıyla (özellikle “Çevre Yolu” projesi) izole ediliyor.
“Büyük Kudüs” Projesi: Demografik temizlik
İsrail’in nihai hedefi, “Büyük Kudüs” projesini hayata geçirerek Filistinli nüfus oranını minimuma indirmek. Bahr, bu durumu şu şekilde açıklıyor:
- Dikey Sıkıştırma: Ebu Dis, El-Ezariye ve İseviye gibi bölgelerde Filistinlilerin arazi kullanımı %15’lere kadar kısıtlandı. İnsanlar yatay genişleme yapamadıkları için dikey (apartman) yapılaşmaya zorlanıyor.
- Altyapı Saldırısı: Şehirdeki yeni tüneller ve yollar, sadece ulaşım için değil, yerleşim birimlerini birbirine bağlayarak Filistin yerleşimlerini “ada” gibi izole etmek için inşa ediliyor.
- Göç ve El Koyma: Han el-Ahmer gibi bölgelerdeki Bedevi topluluklarının yerinden edilmesi, İsrail’in “etnik temizlik” stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Amaç: Geri dönülemez bir gerçeklik yaratmak
İsrail’in sağcı hükümeti, siyasi ömrünü tamamlamadan önce Kudüs çevresindeki tepeleri yeni karakollar ve yerleşim birimleriyle doldurarak, ileride yaşanabilecek herhangi bir siyasi çözüm sürecinde Kudüs’ün statüsünün değiştirilmesini imkansız kılacak “kalıcı bir gerçeklik” yaratmaya çalışıyor.
Bu yoğun yerleşim kuşatması, sadece Kudüs’ün tarihi dokusunu tahrip etmekle kalmıyor, aynı zamanda şehrin Batı Şeria ile olan tüm coğrafi ve sosyal bağlarını kopararak Kudüs’ü işgal gücünün içine hapsolmuş bir “Yahudi kalesi”ne dönüştürüyor.



