İran destekli milislerin, Suriye ve Irak’taki mevcut rejimlerin desteğiyle artan askeri varlığı, bu bölgelerin tarihi İslami kimliklerini, özellikle de Emevi ve Abbasilerin kimliğini tehdit etmeye başladı. Bu durumun gerçekleşmesi, Suriye’de Rusya ve Irak’ta Amerika’nın desteği olmadan imkansız olacaktı.
Söz konusu milisler, yerel halklara karşı silahlı güç kullanma yeteneğini, silahlı rejimler ve yabancı işgallerle yapılan normalleşme programlarından alıyorlar. Bu programlar, son zamanlarda özellikle Arap ülkeleri tarafından Suriye ve Irak rejimleriyle ilişkilerin normalleşmesi çabalarında belirgin hale geldi. Bu normalleşme sürecine rağmen, özellikle Suriye rejimi, Arab ülkelerinin normalleşme adımlarına karşılık vermekten kaçınmış ve aynı zamanda bu ülkelere Captagon ihraç etmiştir.
Bu milislerin etkisinin yıkıcı sonuçları, Suriye‘deki evlerin sistemli bir şekilde yıkıldığına dair raporlarla görülmektedir. Bu, beton çatıların yıkılması ve demirlerinin sökülmesini içerir. Bu durum, mültecilerin dönüşünün Suriye rejimi tarafından engellendiğini gösteriyor.
Tarihi kimliğe yönelik saldırılar, dün tarihi Şam’ın Saroujah çarşısında meydana gelen büyük yangınla yeni bir boyut kazandı. Yangın, aralarında Osmanlı Halifeliği dönemine ait belgelerin de bulunduğu, Abdurrahman Paşa Yusuf’un evindeki tarihi belgeleri yok etti. Bu belgeler, Suriye tarihinin önemli bir bölümünü oluşturuyor ve bu, Şam’ın tarihi kimliğine vurulan büyük bir darbe olarak görülüyor.
Bu tür saldırılar, özellikle Şam’ın kırsal kesimleri ve Doğu Guta bölgesinde Sünni kimliklerin değiştirilmesi çabalarına hizmet ediyor. Bunun yanı sıra, eski Sünni şehirlerin kimliğini değiştirmek için Şam, Halep ve diğer bölgelerde tarihi alanlarda bir dizi yangın çıkartıldı.
Bu saldırılar, Sünni şehirlerde demografik değişiklikler ve Şiilik inancının yayılmasına eşlik etmiştir. Sahabe sembolleri bile saldırıya uğramış, eski Sünni şehirlerdeki Şam, Halep, Deyr ez-Zor ve diğer Suriye şehirlerinde hakaretlere maruz kalmıştır.
Irak’ta da benzer bir durum yaşanıyor. Irak’ın Basra ilinin güneyindeki Abi Khasib bölgesindeki tarihi Seraji Camii’nin mezhepçi milisler tarafından yıkılması, UNESCO gibi kültürel ve insani yerlerle ilgili temel ve esas sorumluluğu olan bir kuruluşun sessizliği altında gerçekleşti. Ayrıca, devlet mülkiyetinin yetkililerin özel mülkiyetine dönüştürülmesi ve bu mülkiyetler üzerinde alışveriş merkezleri ve özel projeler inşa edilmesi, Bağdat’ın tarihi kimliğini değiştirmekte ve şehrin genel görünümünü bozmaktadır.
Bu olaylar, Suriye ve Irak’ın tarihi İslami kimliklerinin korunmasına yönelik çabaları aksatmakta ve bu bölgelerin kültürel mirasını tehdit etmektedir. Uluslararası topluluğun bu duruma karşı daha etkili bir tutum sergilemesi ve bu tür saldırıları durdurması gerekmektedir.





















