Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetinde yer alan tarihi volkanik tepe Kevkeb Dağı ve çevresinde topraktan yükselen gizemli buhar bulutları, zemin yarıkları ve yer yer görülen çökmeler bölge halkında tedirginlik yarattı. Olağan dışı görüntülerin, Türkiye’nin Şanlıurfa kenti merkezli meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki sarsıntının hemen ardından fark edilmesi, “Deprem sönmüş volkanı mı uyandırdı?” sorusunu gündeme getirdi.
Yaklaşık bir kilometre çapında bazaltik bir krater yapısına sahip olan Kevkeb Dağı, jeolojik kayıtlara göre son 11 bin yılı kapsayan Holosen döneminde herhangi bir püskürme kaydetmedi. Uzmanlar, dağın bilinen son volkanik hareketliliğinin on binlerce yıl önceki Pleistosen çağına dayandığını belirterek, yüzeye magma çıkışı ihtimalinin zayıf olduğunu ifade ediyor.
Jeolojik kırıklar ve hidrotermal hareketlilik
Kahire Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji ve Katman Değerlendirme Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Abdülaziz Muhammed Abdülaziz, dumanların doğrudan yeni bir magma hareketi anlamına gelmediğini kaydetti. Bölge sakinlerinin sarsıntı öncesinde de hafif duman çıkışları bildirdiğini hatırlatan bilim insanları, sismik dalgaların kayaç geçirgenliğini artırarak yeraltında sıkışmış gaz ve suların rotasını değiştirdiğini değerlendiriyor.
Geçmişte yayımlanan bilimsel araştırmalar, depremlerin yer kabuğundaki basınç dengelerini değiştirip fay hatlarını ve çatlakları genişlettiğini kanıtlıyor. Uzmanlara göre, sarsıntıyla açılan veya genişleyen yarıklardan yeraltı suları daha sıcak katmanlara ulaştı. Isınarak buharlaşan su ve gaz karışımı, basıncın etkisiyle çatlaklardan yüzeye çıkarak beyaz duman sütunları oluşturdu.
Resmi kurumlardan gaz analizi ve saha incelemesi
Suriye Jeoloji ve Maden Kaynakları Genel Kurumu, olayın ilk belirlemelere göre volkanik bir uyanıştan ziyade yeraltı sularının derin çatlaklara sızıp buharlaşması kaynaklı bir döngü olabileceğini bildirdi. Kurum, sahadaki ilk gözlemlerin nihai teşhis olmadığını vurgulayarak teknik ekiplerin ölçümlere başladığını duyurdu.
Uzman ekipler bölgede karbondioksit, kükürtdioksit ve hidrojen sülfür gibi kritik gazların oranlarını ölçerek dumanın kökenini kesinleştirmeyi hedefliyor. Saha ölçümleri ve laboratuvar testleri tamamlandığında, doğa olayının doğrudan fay hatlarındaki sismik kırılmalarla bağı netleşecek.





















