Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine sayılı haftalar kala, küresel jeopolitiğin seyrini değiştirebilecek tarihi bir üçlü liderler zirvesi gündeme oturdu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelme önerisi uluslararası diplomasi kulislerini hareketlendirdi. Ancak masanın kurulabilmesi, süper güçlerin ajandalarındaki derin görüş ayrılıkları ve Pekin yönetiminin karşı karşıya kaldığı stratejik riskler nedeniyle henüz kesinleşmiş değil.
Liderlerin ajandaları neden uyuşmuyor?
Amerikan basınına, özellikle The Wall Street Journal raporlarına yansıyan bilgilere göre, üç liderin toplantıdan beklentileri taban tabana zıt noktalarda bulunuyor.
- Moskova’nın hedefi: Vladimir Putin, görüşmenin ağırlıklı olarak Ukrayna savaşına odaklanmasını ve çatışmayı Rusya’nın stratejik kazanımlarını güvenceye alacak bir barış formülüyle sonlandırmayı amaçlıyor.
- Washington’ın önceliği: Fikre açık olduğunu belirten Donald Trump ise ana odağın Ukrayna değil, nükleer silahsızlanma ve silah kontrolü olması gerektiğini savunuyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da üç nükleer gücün liderler düzeyinde silah kısıtlamasını ele alması gerektiği tezini destekliyor.
- Pekin’in sessizliği: Zirveye ev sahipliği yapması beklenen Çin yönetimi, taraflar arasındaki gündem maddelerinde uzlaşı sağlanamadığı için henüz resmi bir davette bulunmuş değil.
Nükleer müzakerelerde güç dengesi engeli
Trump’ın masaya getirmek istediği nükleer denetim başlığı, Pekin için geleneksel kırmızı çizgilerden birini oluşturuyor. Rusya ve ABD’nin envanterlerinde binlerce nükleer savaş başlığı bulunurken, Çin’in cephaneliği bu rakamların oldukça gerisinde yer alıyor.
Pekin yönetimi, Washington ve Moskova mevcut stoklarını kayda değer biçimde azaltmadığı sürece bu tür anlaşmalara dahil olmanın, Çin’i resmen “ikinci sınıf nükleer güç” statüsüne hapsedeceğini savunuyor. Özellikle Şi Cinping döneminde nükleer kapasitesini tarihin en hızlı seviyesinde genişleten Çin’in, bu kazanımları sınırlandıracak bağlayıcı bir masaya oturması oldukça güç görünüyor.
Washington merkezli düşünce kuruluşu Stimson Center’ın Çin Programı Direktörü Yun Sun, Pekin’in öncelikli olarak silahsızlanma başlığına karşı çıkacağını ve Washington’ın bu konudaki ısrarını ölçeceğini belirtiyor. Sun’a göre, Trump nükleer başlığı ön şart haline getirirse zirve başlamadan rafa kalkabilir; ancak Ukrayna’da birkaç hafta içinde somut bir ateşkes çerçevesi oluşursa, Pekin bu tarihi anı sahiplenmek adına toplantının omurgasını bu yönde kurmayı tercih edebilir.
Şi Cinping için dev fırsat ve gizli jeopolitik tuzaklar
Böylesi bir buluşmaya ev sahipliği yapmak Şi Cinping için Çin’i ABD ile tam anlamıyla denk, küresel ihtilafları çözen merkezi bir süper güç olarak tescilleme fırsatı sunuyor. Buna karşılık, sürecin Pekin açısından ağır dış politika maliyetleri bulunuyor:
Avrupa ile ticari bağların kopma riski
Ukrayna’nın davet edilmediği ve kaderinin kapalı kapılar ardında çizildiği bir formül, Brüksel’in Pekin’e dönük şüphelerini derinleştirecektir. Çin’in Rusya ile kurduğu yakın ittifak ve savaşı Batı’yı yıpratmak için bir araç olarak gördüğü yönündeki kanaat kuvvetlenecek; bu durum hâlihazırda tarife anlaşmazlıklarıyla boğuşan Çin-Avrupa Birliği ticaret hattını daha da geriletecektir.
Tayvan emsali ve iç işlerine müdahale korkusu
Üç küresel gücün bir başka egemen ülkenin (Ukrayna) geleceğini kendi aralarında karara bağlaması, Tayvan yönetiminde benzer bir senaryonun ada için de işletilebileceği kaygısını uyandıracaktır. Tayvan meselesini kesin bir dille kendi iç meselesi olarak gören ve yabancı güçlerin dahline karşı çıkan Pekin yönetimi, böylesi bir zirveyle gelecekte dış müdahalelerin önünü açabilecek tehlikeli bir emsal yaratma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Üç lideri Shenzhen’de aynı masa etrafında buluşturma girişimi, küresel diplomasiye yeni bir yön verme potansiyeli taşısa da tarafların uzlaşmaz görünen ajandaları nedeniyle bıçak sırtında ilerliyor. Şi Cinping’in bu diplomatik vitrin için söz konusu stratejik bedelleri ödemeye hazır olup olmadığı, zirvenin kaderini belirleyecek ana faktör olarak görülüyor.

















