Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA), Gazze Şeridi’nde görev yapan 70 çalışanının işine son verme kararı alması büyük bir tartışma ve tepki dalgasına neden oldu. Kararın, kurum içi soruşturmalar tamamlanmadan ve çalışanlara kendilerini savunma hakkı tanınmadan, tamamen dış kaynaklı iddialara dayanılarak alınması eleştirilerin odak noktasını oluşturuyor.
Bu karar; İsrail ve müttefiklerinin UNRWA’yı siyasi, finansal ve hukuki düzeyde baskı altına almaya çalıştığı, Filistinli mültecilerin haklarını savunan bu uluslararası kurumu tamamen ortadan kaldırmayı hedeflediği kritik bir dönemde geldi. Özellikle Gazze’deki savaşın başlamasından bu yana kuruma yönelik suçlamalar artmış ve bazı donör ülkelerin finansmanı askıya almasıyla UNRWA derin bir mali krize sürüklenmişti. Ajans, geçtiğimiz 6 Ocak’ta da mali krizi gerekçe göstererek Gazze dışındaki 622 çalışanının sözleşmesini feshetmişti.
“Suçluluğu kanıtlanana kadar herkes masumdur” ilkesi çiğnendi
Filistinli Mültecilerin Haklarını Savunma Merkezi (302) Başkanı Ali Huwaidi, UNRWA’nın 70 personeli ihraç etme kararını “keyfi, haksız ve siyasi güdümlü” olarak nitelendirdi. Kararın İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan “suçluluğu kanıtlanana kadar herkes masumdur” ilkesini açıkça ihlal ettiğini belirten Huwaidi, hukuki açıdan da ciddi usulsüzlükler barındırdığına dikkat çekti.
Huwaidi, kararı imzalayan UNRWA Genel Komiser Vekili Treisyan Chandrez’in geçici olarak bu görevde bulunduğunu ve 1 Temmuz’da yeni Genel Komiser atanacakken böyle hayati bir karara imza atmaması gerektiğini vurguladı. Ayrıca bu hamlenin, 30 Haziran’da New York’ta düzenlenecek UNRWA Taahhüt Konferansı öncesinde ajansın imajını zedeleyebileceği ve bağışçı ülkelerin tutumunu olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu.
İsrail’in diktelerine boyun eğme suçlaması
Kararın en çok dikkat çeken boyutu ise İsrail’in baskılarına bir “ön fatura” olarak sunulduğu iddiası oldu. Huwaidi, Genel Komiser Vekili’nin bu göreve kalıcı olarak atanabilmek adına İsrail’in onayını almayı ve BM Genel Sekreteri’nin kararını etkilemeyi amaçlamış olabileceğini öne sürdü.
Söz konusu kararla birlikte 70 aileden yaklaşık 300 bireyin tek geçim kaynağından mahrum bırakıldığını ifade eden uzmanlar, benzer bir durumun savaşın başında da yaşandığını hatırlattı. O dönemde de Hamas üyesi olmakla suçlanan 12 personelin işine son verilmiş ancak iddialar kanıtlanamamıştı. Kararın tamamen İsrail kaynaklı tek taraflı bilgilere dayandırılması, gelecekte diğer kurum çalışanlarının da benzer suçlamalarla kolayca hedef alınabileceği endişesini doğuruyor.
Eğitim sektörü ve mülteci hakları tehlikede
İşten çıkarılan personelin büyük kısmının eğitim sektöründe faaliyet gösterdiği ve bu durumun Gazze’de zaten felç olmuş durumdaki eğitim sürecine doğrudan darbe vuracağı belirtiliyor. Karar, kurum içinde görev yapan diğer yerel personelde de büyük bir korku, kaygı ve güvensizlik ortamı yarattı.
Uzmanlar, mülteci haklarının ve “Geri Dönüş Hakkı”nın uluslararası alandaki en büyük hukuki şahidi olan UNRWA’ya sahip çıkılması gerektiğini vurgularken, kurum yönetiminin bu tür kararlarının ajansı içeriden zayıflattığına dikkat çekiyor. Filistinli kurumlar; bu kararın iptal edilmesi ve hakkın teslimi için halk, medya, diplomasi, siyaset ve hukuk alanlarında beş paralel hat üzerinden acil bir hareket planı başlatılması çağrısında bulunuyor.

