ABD’li aşırı sağcı aktivist Laura Loomer’ın, Müslümanların kitlesel olarak ülkeden sınır dışı edilmesi ve camilere askeri güç kullanılarak baskın yapılması yönündeki ifadeleri geniş çaplı tepkilere yol açtı. İnsan hakları ve inanç özgürlüğü savunucuları, söz konusu açıklamaları nefret suçu ve doğrudan şiddete teşvik olarak nitelendirdi.
“Ordunun camilere baskın yapması gerekiyor”
Charles Downs’ın podcast programına katılan Loomer, Müslümanların kitlesel olarak sınır dışı edilmesinin “çok daha kolay” olduğunu savundu. Müslümanları “işgalci” olarak tanımlayan aşırı sağcı aktivist, camilere askeri birliklerce baskın düzenlenmesi ve ardından kitlesel sınır dışı operasyonlarının başlatılması çağrısında bulundu.
İslam’ın ABD’de yeri olmadığını öne süren Loomer, eleştirilere de meydan okuyarak karşı çıkanların ülkeyi terk edebileceğini söyledi ve Cumhuriyetçi Parti yönetimine bu yönde adımlar atması için baskı yaptı.
Mehdi Hasan: Açık bir çifte standart uygulanıyor
Loomer’ın nefret söylemi içeren ifadeleri Amerikan kamuoyunda tartışmaları alevlendirirken, gazeteci Mehdi Hasan kurumsal medyanın sessizliğini eleştirdi.
Sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan Hasan, benzer bir tehdidin eski başkanlar Barack Obama veya Joe Biden’a yakın bir danışman tarafından sinagoglara yönelik yapılması halinde günlerce manşetlerden düşmeyeceğini vurguladı. Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen bir ismin camileri ve Müslümanları hedef almasına rağmen ana akım medyanın aynı refleksi göstermediğini belirten Hasan, İslamofobiye karşı uygulanan çifte standarda dikkat çekti.
Hukuki adımlar ve anayasal haklar tartışması
Sivil toplum örgütleri ve insan hakları aktivistleri, Loomer hakkında yasal süreç başlatılması için harekete geçti. Aktivistler, Amerika-İslam İlişkileri Konseyi’ne (CAIR) başvurarak bu açık nefret ve şiddet çağrısına karşı yasal işlem yapılması talebinde bulundu.
Hukukçular ise dini mekanlara ve belirli bir inanç grubuna yönelik askeri müdahale çağrısının ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını, ABD Anayasası’nın din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan temel maddelerini doğrudan ihlal ettiğini vurguluyor.



