Yıllardır Libya’nın batısındaki otoritelere verdiği destekle öne çıkan Ankara, son dönemde Libya genelinde kapsayıcı bir dış politika izleyerek ülkenin doğusundaki ” القيادة العامة” (Genel Komutanlık) ile ilişkilerini derinleştiriyor. Bu hamle, Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunu ülkenin doğusu ve güneyine yayma çabası olarak değerlendirilirken, bölgesel aktörlerin, özellikle de Mısır’ın buna nasıl baktığı merak konusu oldu.
Elde edilen bilgilere göre, taraflar arasındaki temaslar artık siyasi ziyaretlerin ötesine geçmiş durumda. Askeri altyapıların geliştirilmesi, gözetleme sistemleri ve subay eğitimi gibi teknik başlıklar, “savunma sanayii iş birliği” çatısı altında masaya yatırılıyor.
Askeri iş birliğinde yeni dönem
Ankara ve Libya’nın doğusundaki güçler arasındaki iş birliği, şu üç ana eksende yoğunlaşıyor:
-
Teknik Destek ve Eğitim: Libya’nın doğusuna bağlı subayların Türkiye’de eğitim görmesi ve askeri kapasite artırımı programları.
-
Altyapı ve İzleme: Bölgedeki askeri tesislerin modernize edilmesi ve gözlem ağlarının geliştirilmesi.
-
Savunma Sanayii: Türk savunma sanayii şirketlerinin operasyonel ihtiyaçlara yönelik teknolojik desteği.
Uzmanlar, bu sürecin henüz “stratejik bir ittifak” düzeyinde olmadığını, ancak Libya’nın doğusuna uluslararası arenada hareket alanı sağladığını belirtiyor.
Mısır neden endişeli değil?
Ankara’nın attığı bu adımların, bölgedeki en büyük aktörlerden biri olan Mısır’da bir “kriz” veya “güvenlik açığı” yaratıp yaratmadığı sorusuna askeri ve stratejik analistler, mevcut Ankara-Kahire yakınlaşmasını gerekçe göstererek “hayır” cevabını veriyor.
“Kriz değil, stratejik uyum”
Askeri Strateji uzmanı Emekli Tuğgeneral Samir Ragheb, Türkiye’nin Libya’nın doğusundaki varlığının, aksine Mısır’ın stratejik hedefleriyle örtüşebileceğini savunuyor. Ragheb’e göre, şu anki Türk-Mısır koordinasyonu tarihin en üst seviyesinde. Ayrıca, Türkiye’nin bölgedeki varlığının, Sudan ve Afrika Boynuzu gibi konularda Mısır ile ters düşen diğer bölgesel aktörlerin Libya’daki nüfuzunu dengelediği görüşü hakim.
Öte yandan, Mısır’ın özellikle batı sınırındaki (Libya-Mısır sınırı) güvenliğe odaklandığı, Libya’nın güneyindeki veya iç kesimindeki olası bir Türk askeri hareketliliğinin Kahire için doğrudan bir tehdit olarak algılanmadığı ifade ediliyor.
Stratejik bir yeniden konumlanma mı?
Analistler, Ankara’nın Libya politikasındaki bu esnekliği “bir taraftan vazgeçip diğerine geçmek” olarak değil, “tüm taraflarla masada kalma” stratejisi olarak yorumluyor.
-
Ekonomik Çıkarlar: Olası siyasi çözüm süreçlerinde Türkiye’nin ekonomik ve ticari varlığını korumak.
-
Esnek Şirketleşme: Libya dosyasını “katı ittifaklar” yerine “esnek ortaklıklar” üzerinden yürütmek.
-
Deniz Yetki Alanları: 2019’da imzalanan deniz yetki alanları mutabakatının, doğudaki güçlerin de onayıyla meşruiyetini ve sürdürülebilirliğini sağlamak.
Sonuç olarak, Ankara’nın Libya’da yürüttüğü bu “denge politikası”, Kahire ile koordineli bir şekilde ilerlediği sürece bölgesel bir gerilim kaynağı olmaktan ziyade, istikrarı destekleyen bir araç olarak görülüyor. Türkiye’nin attığı adımlar, Libya’daki askeri denklemi çok kutuplu bir yapıya dönüştürürken, taraflar arasındaki koordinasyonun bu sürecin rotasını belirleyeceği öngörülüyor.



