Irak, 30 Eylül’de sona ermesi planlanan Uluslararası Koalisyon güçlerinin çekilme süreciyle birlikte kritik bir dönemece giriyor. Devlet otoritesi dışında kalan silahlı grupların durumu, yalnızca bir iç güvenlik konusu olmaktan çıkıp, bölgedeki İran-ABD gerilimiyle doğrudan bağlantılı bir dış politika ve güvenlik meselesine dönüştü.
Bağdat yönetimi, Washington ile ekonomik ve stratejik ortaklığını derinleştirmek için “silahların devlet kontrolüne alınması” (hükümranlık yetkisinin tek elde toplanması) konusunda somut adımlar atmak zorunda. Başbakan Ali ez-Zeydi’nin yakın zamandaki Washington temaslarında da bu konu, yatırım ve ekonomik iş birliğinin önündeki en büyük engel olarak masaya yatırıldı.
Farklı görüşler: Teslimiyet mi, transfer mi?
Irak’taki silahlı gruplar arasında konuya yaklaşım yekpare değil. Hükümetle koordineli hareket eden ve “İطار التنسيقي” (Koordinasyon Çerçevesi) içerisinde yer alan bazı gruplar, sürecin bir “teslimiyet” değil, silah kullanım yetkisinin Genelkurmay’a devri olduğunu savunuyor.
Asayib Ehl-ül Hak perspektifi: Hareketin önde gelen isimlerinden Ahmed Adnan, silahın devlete devredilmediğini, sadece kullanım emri verme yetkisinin Başkomutana (Başbakan) geçtiğini belirtiyor. Bu yaklaşımda, grupların siyasi ve ideolojik bağlarının koparılması esas alınıyor.
Radikal grupların direnci: Buna karşılık “Kataib Hizbullah” ve “Hareket-i Nuceba” gibi gruplar, silahların bırakılmasına ve grupların dağıtılmasına sert bir dille karşı çıkıyor. Bu gruplar, “yabancı tehditler” var olduğu sürece silahlı varlıklarını meşru bir savunma aracı olarak görüyor.
ABD ve İran baskısı arasında sıkışan Bağdat
Irak’ın iç dengeleri, Washington-Tahran hattındaki gerilimin gölgesinde şekilleniyor. Erbil’deki ABD konsolosluğu ve havalimanı çevresine düzenlenen İHA saldırıları, taraflar arasındaki kırılganlığı gözler önüne seriyor. Henüz sorumluluğu üstlenen olmasa da, bu saldırıların koalisyon güçlerinin çıkış sürecini sabote etme amacı taşıdığı düşünülüyor.
Siyaset bilimci ve bölge uzmanı Akil Abbas’a göre, şu an yaşananlar tam bir “silahsızlanma” değil, bir “yeniden organize olma” süreci. Abbas, silahlı grupların tamamen dağıtılmasından ziyade, ağır silahların geri çekilerek grupların devlet kurumları içine entegre edilmeye çalışıldığını, ancak bunun yapısal bir reformdan çok ABD’nin güvenlik endişelerini yatıştırmaya yönelik taktiksel bir adım olduğunu savunuyor.
Irak hükümeti için 30 Eylül, hem uluslararası sözlerin tutulması hem de silahlı grupların “direniş” paradigmasından “devlet” paradigmasına geçişi için nihai bir sınav niteliği taşıyor. Sürecin başarısı, Bağdat’ın yerel gruplara sunacağı güvenlik garantileri ve koalisyon güçlerinin çekilme takviminin kararlılığına bağlı görünüyor.

















