Hürmüz Boğazı’nda petrol sevkiyatının kısmen toparlanmasına karşın Amerika Birleşik Devletleri, İran ile yürüttüğü askeri çatışmayı kendi lehine sonuçlandırmaktan oldukça uzak görünüyor. Amerikan dergisi *The Atlantic*’te yayımlanan kapsamlı analize göre; ABD’nin sahadaki askeri üstünlüğü ve yürüttüğü ağır ekonomik abluka henüz stratejik bir zafere dönüşmedi. Tahran yönetiminin ise Washington’ın öngördüğünden çok daha uzun sürecek bir çatışma zemininde yüksek maliyetleri göğüsleme ve gerilimi tırmandırma kapasitesini koruduğu belirtiliyor.
Eski Amerikalı diplomat Alan Eyre tarafından kaleme alınan analizde, Beyaz Saray yönetiminin taktiksel kazanımlar ile stratejik başarıyı birbirine karıştırdığı vurgulanıyor. Başlangıçta yalnızca birkaç hafta sürmesi beklenen ancak yedinci ayına giren askeri harekâtta petrol ihracatındaki kısmi toparlanmanın, Washington’ın savaşı kendi şartlarında bitirebileceği anlamına gelmediği ifade ediliyor.
Tahran ağır ekonomik baskıya direniyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşın tarafların ekonomik acıya dayanma gücüyle sonuçlanacağına inandığına dikkat çekilen analizde, İran ekonomisinin derin bir kriz içinde olduğu kabul ediliyor:
- İran riyali, savaş öncesi 1,2 milyon seviyesinden dolar karşısında 2,5 milyonun üzerine geriledi.
- Ağustos ayı resmi verilerine göre gıda enflasyonu yıllık bazda yüzde 125 bandını aştı.
- Ülke çapında ciddi bir benzin ve akaryakıt kıtlığı baş gösterirken, Uluslararası Para Fonu (IMF) İran ekonomisinin 2026 yılı genelinde yüzde 5,4 küçüleceğini tahmin ediyor.
Beyaz Saray yetkilileri İran’ın “ölüm sarmalına” girdiğini ve masaya oturmak zorunda kalacağını savunsa da ABD Donanması’nın ablukası ve yürütülen “ekonomik tecrit” kampanyasının rejimin teslim olmasını sağlamadığı görülüyor.
Hürmüz Boğazı açık ancak riskler sürüyor
Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrol taşınırken, İran’ın mayınlama ve tanker saldırıları bu hacmi geçtiğimiz mart ayında 3 milyon varilin altına kadar düşürmüştü. ABD güçlerinin mayın temizleme faaliyetleri sonrası eylül ayında boğazdan geçen akış günlük 10 milyon varile ulaşırken, 6 milyon varil ise alternatif boru hatları ve limanlar üzerinden sevk edildi.
Ancak analistlere göre bu toparlanma deniz ticaretinin normale döndüğü anlamına gelmiyor:
- Körfez petrol şirketleri, İran saldırılarını savuşturmak amacıyla riskli yöntemler kullanıyor; küçük tankerler petrolü açık sularda dev süper tankerlere ABD askeri eskortu altında aktarıyor.
- Söz konusu operasyonlar son derece maliyetli, tehlikeli ve uzun vadede sürdürülemez nitelik taşıyor.
- Ekim ayının ilk haftasında en az sekiz tankerin saldırıya uğraması ve Ortak Deniz Bilgi Merkezi’nin tehdit seviyesini “şiddetli” olarak nitelemesi riskin sürdüğünü belgeliyor.
- Boğazdaki toplam gemi trafiği savaş öncesinin yaklaşık yüzde 75 altında kalırken, rafine ürün ihracatı ise eski seviyesinin ancak yüzde 58’ine ulaşabiliyor.
Taktik hamleler stratejik zafer getirmiyor
İran yönetiminin mevcut kriz ortamını doğrudan “varoluşsal bir savaş” olarak algıladığına işaret eden Eyre, Tahran’daki güvenlik ağırlıklı karar alıcıların baskı altında geri adım atmayı rejimin sonu olarak göreceğini savunuyor. Bu durum, Tahran’ı teslim olmak yerine gerilimi daha da tırmandırmaya itiyor.
Analizde, yaklaşan Kongre ara seçimleri ve yüksek yakıt fiyatlarının yarattığı iç siyasi baskı nedeniyle Beyaz Saray’ın zamanının daha kısıtlı olduğuna dikkat çekiliyor. İran’ın askeri tesislerini vurmanın, ekonomik baskı uygulamanın ve Hürmüz’den petrol geçişini zorlukla güvenceye almanın önemli taktik başarılar olduğu, ancak inandırıcı bir diplomasi kanalı kurulmadıkça bu adımların ABD’ye nihai bir zafer kazandırmayacağı vurgulanıyor.

















