İsrail ordusunun Batı Şeria genelinde, özellikle Nablus ve çevresindeki köylerde operasyonel faaliyetleri artırmak amacıyla askerî güçlerini takviye etme kararı alması, bölgede yeni ve daha sert bir tırmanış döneminin kapılarını aralıyor. Temmuz ayı başından bu yana tırmanan yerleşimci saldırılarıyla eş zamanlı yürütülen bu hamleler, sahadaki kontrolü artırmayı ve yerleşim projelerine güvenli bir zemin hazırlamayı hedefliyor.
Nablus çevresinde yoğunlaşan baskılar
Askeri ve stratejik uzmanlar, bölgeye sevk edilen karmaşık birliklerin ve tahkimatların, geniş çaplı baskınlar, kapatmalar ve sıkı kuşatmalar için hazırlandığına dikkat çekiyor. Nablus’un coğrafi ve stratejik konumu nedeniyle bu sürecin merkezinde yer aldığı belirtilirken, giriş-çıkışların kapatılması ve seyrüsefer kısıtlamaları Filistinli sivillere yönelik kolektif cezalandırma politikasının bir parçası olarak öne çıkıyor.
“Beyt Hanun” modeli ve siyasi hedef
İsrailli aşırı sağcı bakanlar Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir’in, Batı Şeria’daki kasabaların Gazze’deki Beyt Hanun gibi muamele görmesi yönündeki açıklamaları, sahadaki askerî hareketliliğin arkasındaki siyasi iradeyi gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu tür söylemlerin ordu operasyonlarına ve yerleşimci şiddetine doğrudan siyasi kılıf sağladığını vurguluyor.
Parçalanmış coğrafya ve toprak gaspı
Söz konusu yaklaşımın, yalnızca anlık güvenlik olaylarına tepki olmadığını, uzun vadeli bir “Batı Şeria’yı parça parça yutma” (ilhak) stratejisinin parçası olduğunu ifade eden analistler, Filistin köylerinin birbirinden tecrit edilerek yerleşim bloklarının birbirine bağlanmasının amaçlandığını belirtiyor. Ordu ve polisin bu süreçte hem operasyon yürütmek hem de yerleşimcileri korumakla görevlendirildiği aktarılıyor.
Güvenlik riskleri ve geleceğe yönelik uyarılar
Uzmanlar, Batı Şeria’da tırmandırılan bu baskı ve kuşatma politikalarının bölgedeki gerilimi daha da patlama noktasına getirebileceği uyarısında bulunuyor. Toplu cezalandırma tedbirleri ve stratejik abluka girişimlerinin, sahadaki çatışma dinamiklerini derinleştireceği ve insani krizleri katlayacağı öngörülüyor.



