İsrail, 27 Ekim’de yapılması planlanan erken genel seçimlerin son virajına girerken; Başbakan Binyamin Netanyahu ile muhalefet cephesi arasındaki iktidar mücadelesinin faturası doğrudan sahaya yansıyor. Gazze Şeridi, işgal altındaki Batı Şeria, Doğu Kudüs ve 1948 sınırları içindeki Filistinlilerin geleceği, siyasi partilerin seçim vaatleri arasında bir koz olarak kullanılıyor.
Sandıktan çıkacak sonucun Filistinliler açısından anlamı yalnızca yeni bir başbakanın seçilmesiyle sınırlı değil. Asıl kritik nokta, İsrail’in askeri üstünlüğünü sahada nasıl bir politikaya dönüştüreceği sorusunda düğümleniyor: Topyekûn ilhak, zorunlu göç ve yeni yerleşimler mi, yoksa kısıtlı bir sivil alan tanıyan kalıcı askeri vesayet mi?
Gazze: Yeniden imar mı, zorunlu göç ve ilhak mı?
Netanyahu koalisyonunun aşırı sağ ve dini-siyonist kanadı, Gazze’de yalnızca askeri operasyonları sürdürmeyi değil, bölgenin demografik ve coğrafi yapısını kalıcı olarak değiştirmeyi hedefliyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Gazze’nin boşaltılması, Filistinlilerin göçe zorlanması ve bölgede yeniden yasa dışı Yahudi yerleşim yerlerinin kurulması yönündeki çağrılarını seçim propagandalarının merkezine yerleştirdi.
Muhalefet cephesi ise hızlı bir geri çekilme vadetmiyor. Eski Başbakan Naftali Bennett ve Yisrael Beytenu lideri Avigdor Liberman ordunun Gazze’de uzun süreli serbest hareket kabiliyetini savunurken; Yeş Atid ve Yaşar partisi çizgisi de Gazze üzerinde askeri baskıyı sürdürmekten yana tavır alıyor. Bu blokta tek belirgin ayrışma, Demokratlar lideri Yair Golan’ın Gazze’de silahsızlanmaya paralel olarak uluslararası denetimli teknokrat bir Filistin yönetimi ve Körfez finansmanıyla yeniden imar planı önermesiyle ortaya çıkıyor.
Batı Şeria ve Kudüs’te statükonun aşınması
Batı Şeria’da aşırı sağcı partiler doğrudan Filistin Yönetimi’nin tamamen tasfiye edilmesini ve “C Bölgesi” başta olmak üzere geniş toprakların ilhakını savunuyor. Sayıları hızla artan yerleşim birimleri ve çiftlikler yoluyla Filistin kentlerinin birbiriyle bağlantısının koparılması hedeflenirken, muhalefetteki sağ figürler de ilhakı açıkça reddetmekten kaçınıyor.
Kudüs’te ise Mescid-i Aksa üzerindeki baskılar tırmanıyor:
- Mescid-i Aksa’da ibadet baskısı: İtamar Ben-Gvir ve partisinin öncülüğünde, Aksa avlusunda Yahudi dualarının ve ayinlerinin fiili bir uygulamaya dönüştürülmesi çabaları hız kazandı.
- Tarihi statükonun ihlali: Polis gözetiminde yapılan bu ihlaller seçim malzemesi haline getirilirken, muhalefet partileri de aşırı sağ kadar olmasa bile statükonun eski haline dönmesi yönünde net bir güvence sunmuyor.
1948 Arapları ve güvenlikleştirme politikası
İsrail vatandaşı Filistinliler (1948 Arapları) için seçim vaatleri temel vatandaşlık haklarından ziyade “iç tehdit” algısı üzerinden şekilleniyor. Sağ koalisyon, Necef ve Celile bölgelerinde 40 yeni yerleşim kurarak Arap nüfus dengesini kırmayı ve organize suçla mücadele adı altında iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’i doğrudan toplumsal alana sokmayı planlıyor. Muhalefet kanadı ise suçla mücadelede yerel yönetimlerle eş güdüm ve sınırlı siyasi katılım önerse de Arap partilerini olası bir hükümet ortaklığının dışında tutma konusunda sağ kanatla benzer refleksi paylaşıyor.
Kamuoyu yoklamaları iki blok arasında bıçak sırtı bir dengeye işaret ederken, sandıktan çıkacak tablo Filistinliler için barış ile savaş arasında değil; doğrudan ilhak ve tehcir ile süresi belirsiz bir askeri kontrol rejimi arasındaki yol ayrımını belirleyecek.
















