İsrail sandık başında: Seçimler askeri gerçeği değiştirir mi?

İsrail'de sandıktan kim çıkarsa çıksın güvenlik mutabakatı değişmiyor. İşte seçimlerin perde arkası ve bölgesel denklemler.

İsrail sandık başında: Seçimler askeri gerçeği değiştirir mi?

İsrail, 7 Ekim 2023 sonrasında ilk kez Knesset seçimleri için sandık başına gidiyor. Arap ve uluslararası kamuoyunda İsrail siyasetine dair hakim olan iki zıt yaklaşım bulunuyor: İlki, İsrail’i Gazze, Lübnan, Suriye ve İran hattında önceden yazılmış tek bir stratejik planı uygulayan “tek akıl” olarak görürken; ikincisi, aşırı sağcı koalisyonun devrilmesiyle mevcut sert askeri politikaların kendiliğinden sona ereceğini varsayıyor. Ancak son üç yılın düşünce kuruluşları, güvenlik bürokrasisi ve anket verileri incelendiğinde, bu iki yaklaşımın da İsrail içindeki asıl yarılmayı ıskaladığı görülüyor.

İsrail içindeki siyasi kutuplaşma son derece sert ve gerçektir; fakat bu kavga, 7 Ekim sonrası daha da genişleyen katı bir “güvenlik mutabakatı” dairesi içinde yaşanıyor. Güç kullanımı ilkesi artık ülkede tartışma dışı tutulurken, siyasi aktörler arasındaki tek anlaşmazlık askeri gücün nasıl daha verimli ve sürdürülebilir bir siyasi düzene dönüştürüleceği noktasında toplanıyor.

Çöken konsept ve güvenlik eksenli yeni paradigma

İsrail’de 1973 savaşından sonra kullanılan “konseptsiya” (yerleşik güvenlik anlayışı) kavramı, 7 Ekim ile birlikte bir kez daha çöktü. Eski anlayış; istihbaratın Hamas’ı caydırılmış görmesine, ordunun sınırlı yıpratma operasyonlarına (“çimleri biçmek”), siyasetin Filistin meselesini çözmeden sadece yönetebileceği yanılgısına ve Arap ülkeleriyle normalleşmenin güvenliği satın alabileceği tezine dayanıyordu.

Bu yapının çöküşüyle birlikte İsrail, “önleme doktrini”, “derin coğrafi hakimiyet” ve “sürekli operasyonel varlık” anlayışına geçti. Gazze’deki operasyonların ardından Lübnan, Suriye’nin güneyi ve İran eksenli çatışmalarla cepheler genişletildi. Bu süreçteki en kritik zihinsel dönüşüm ise Filistin meselesinin tamamen bölgesel bir çatışmanın alt cephesi olarak yeniden tanımlanması oldu. Düşünce kuruluşları ve siyasetçiler, Gazze’yi bağımsız bir siyasi mesele olmaktan çıkarıp “İran’a karşı yürütülen savaşın ilk halkası” haline getirdi. Böylece Filistin meselesi siyaset ve müzakere masasından tamamen sökülerek kalıcı bir askeri güvenlik tehdidi parantezine alındı.

Üç farklı çözüm arayışı: Coğrafya, demografi ve bölgesel ittifak

İsrail’in üstün askeri gücünü kalıcı bir statükoya dönüştürmek için masada üç farklı eğilim tartışılıyor:

  • Coğrafi çözüm (Güvenlik kuşakları): Sınırların ötesinde askeri derinlik oluşturulmasını savunuyor. Gazze’nin yüzde 60’ından fazlasının kontrol altında tutulması, güney Lübnan’da güvenlik kuşağının muhafazası ve Suriye’de askeri varlık kurulması bu stratejinin parçası. Ancak bu durum, İsrail’i tüm bölge ölçeğinde sürekli ve maliyetli bir çatışma döngüsüne mahkum ediyor.
  • Demografik çözüm (Fiili ilhak): Aşırı sağın öncülüğünü yaptığı bu yaklaşım, Batı Şeria’daki yerleşimlerin kalıcılaştırılmasını ve Filistinlilerin dar alanlara sıkıştırılmasını hedefliyor. Planın zayıf noktası ise toplum genelinde açık ilhaka yönelik desteğin yüzde 30 seviyesinde kalması ve Avrupa ülkelerinden gelen ticari kısıtlamaların maliyet üretmeye başlaması.
  • Bölgesel ittifak çözümü (İbrahim Kalkanı): Güvenlik bürokrasisindeki merkez kanadın savunduğu bu tez, Arap ülkeleriyle normalleşmeyi derinleştirerek İran karşıtı bir cephe kurmayı amaçlıyor. Ancak sahada tırmanan şiddet ve Filistinlilere yönelik hiçbir siyasi ufuk tanınmaması, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattındaki çoklu diplomasi hamlelerinde görüldüğü gibi alternatif bölgesel dengeleri tetikliyor.

Muhalefet ve iktidar: Güvenlikte aynı, yönetimde farklı

Knesset seçimleri öncesinde Gadi Eisenkot liderliğindeki “Yaşar” partisi ile Naftali Bennett ve Yair Lapid’in sürüklediği blok, Binyamin Netanyahu koalisyonunu devirmek için kritik sınırda mücadele veriyor. Anketler toplumun yüzde 70’inden fazlasının güney Lübnan’daki varlığı ve güvenlik alanlarını desteklediğini ortaya koyuyor.

Muhalefet ile Netanyahu arasındaki ayrışma, askeri operasyonların gerekliliğinden değil; savaşın idaresi, maliyetin büyüklüğü, ultra-Ortodoks (Haredi) nüfusun askerlik muafiyeti ve Batılı müttefiklerle bozulan ilişkilerden kaynaklanıyor. Netanyahu’nun en güçlü rakibi olan eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot dahi yakın ve orta vadede bağımsız bir Filistin devletini kesin bir dille reddederken, Gazze ve sınır ötesi güvenlik hatlarındaki operasyonel üstünlüğün korunmasını savunuyor.

İsrail’deki parlamento seçimleri devletin iç yapısı, kimliği ve yargı dengeleri açısından belirleyici bir dönüm noktası taşırken; Gazze, Batı Şeria ve bölgedeki askeri işgal gerçeğini doğrudan değiştirecek bir kırılma v vadetmiyor.

İsrail sandık başında: Seçimler askeri gerçeği değiştirir mi?
0
Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Spam göndermiyoruz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.