İsrail’de 27 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen 26. Knesset seçimleri, İsrail vatandaşı Filistinlilerin rekor katılımıyla siyasi dengeleri altüst etti. 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te tırmanan baskı politikalarına yanıt olarak sandığa giden Filistinli seçmenler, Dini Siyonizm hareketinin ve Başbakan Binyamin Netanyahu öncülüğündeki aşırı sağ bloğun hükümeti tek başına kurma planını engelledi.
Önceki yıllarda yüzde 53,2 seviyelerinde seyreden Filistinli seçmenlerin oy kullanma oranı, bu seçimde yüzde 76,6 ila 80 bandına yükseldi. Yaklaşık 840 bin oy toplayan Ortak Liste ve Birleşik Arap Listesi, oylarını yüzde 64 artırarak 120 sandalyeli parlamentoda 19 vekillik kazandı ve Meclis’in yüzde 15,8’ini oluşturdu.
Aşırı sağın yürütmedeki mutlak hakimiyetine fren
Seçmen akınının arka planında, İtamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich öncülüğündeki aşırı sağcı kadroların Filistinlilere yönelik uyguladığı sert tedbirler belirleyici oldu. Ben-Gvir’in yalnızca bir yıl içinde 5 bin 700 Filistin evini yıktıklarını açıklaması, Necef bölgesinde bedevilere ait köylerin hedef alınması ve esirlere idam cezası öngören yasa tasarısının Meclis’ten geçirilmesi tepkileri zirveye taşıdı.
Seçim sonuçlarıyla birlikte Netanyahu’nun liderliğindeki sağ blok, 2022’deki 64 sandalyelik çoğunluğunu kaybederek 53 vekile geriledi. Analizlere göre, Filistinli seçmenlerin sandığı boykot etmesi durumunda Meclis aritmetiğinde Netanyahu bloğu yaklaşık 63 sandalyeye ulaşarak aşırı sağcı partilerle firesiz bir koalisyon kurabilecekti. Sandıktan çıkan 19 sandalyeli Arap temsiliyeti bu senaryonun önünü kesti.
Sonuçlara itiraz ve usulsüzlük suçlamaları
Seçim öncesinde Likud ve Yahudi Gücü partilerinin başvurusuyla Filistinli partilerin seçime girmesi engellenmek istenmiş, ancak Yüksek Mahkeme bu kararı iptal etmişti. Sandık yenilgisinin ardından Likud Partisi, seçim sonuçlarını tanımayarak “oyların çalındığını” iddia etti.
Şin Bet (Şabak) Başkanı David Zini’nin Arap oylarına dış finansman sağlandığı yönündeki iddiaları üzerine Seçim Kurulu soruşturma başlattı. Siyasi gözlemciler, Netanyahu cephesinin bu tutumunu seçim sonuçlarını gayrimeşru ilan etme ve yargı baskısından kaçınma çabası olarak değerlendiriyor.
İsrail siyasetinin dışlayıcı açmazı
Filistinli partilerin güç kazanmasına rağmen, İsrail merkez ve sağ muhalefetinin Arap partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi siyasi tıkanıklığı derinleştiriyor. Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki “Yaşar” partisinin ve diğer sağ aktörlerin Arap milletvekillerini dışlama tavrı, uluslararası kamuoyunda ülkedeki seçim sisteminin ayrımcı yapısını yeniden tartışmaya açtı.
Batı Şeria’daki 700 bin Yahudi yerleşimcinin oy kullanabildiği seçimlerde, aynı topraklarda yaşayan 3 milyon Filistinli ile Doğu Kudüs sakinlerinin oy hakkından mahrum bırakılması çifte standardı gözler önüne seriyor. Sandık hamlesi, sistem içi bir entegrasyondan ziyade, aşırı sağın kontrolsüz yetki gaspını engellemeye yönelik bir siyasi direnç refleksi olarak kayıtlara geçti.


















