İsrail’de yapılan genel seçimlerin ardından ortaya çıkan parlamento tablosu, ülkedeki siyasi krizin ve rejim yapısının doğasını bir kez daha gözler önüne serdi. Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar blokunun Knesset’teki çoğunluğu kaybederek 120 sandalyeli mecliste 53 sandalyeye gerilemesi, ilk bakışta muhalefetin 67 sandalyeyle kazandığı bir zafer gibi görünse de sistemin “apartheid” niteliği hükümet kurma matematiğini kilitliyor.
Söz konusu parlamento aritmetiğinde Netanyahu karşıtı blokun meclisteki 67 koltuğunun 19’unu 1948 Filistinlilerinin (İsrail vatandaşı Araplar) temsilcileri oluşturuyor. Muhalefetin salt Yahudi partilerinden oluşan kısmı ise 48 sandalyede kalıyor. 61 sandalyelik çoğunluk için Filistinli vekillerin desteğine muhtaç olan muhalefet lideri Gadi Eisenkot ve diğer sağ kökenli ortaklarının, “Arap partileriyle kesinlikle ortaklık yapmama” taahhütleri hükümet kapısını kilitliyor.
Hükümet denklemleri ve olası senaryolar
Siyasi tıkanıklığın aşılması adına masada duran kısıtlı seçenekler şunlardan oluşuyor:
- Muhalefetten milletvekili transferi: Netanyahu’nun geçmiş yıllarda sıkça yaptığı gibi karşı bloktan milletvekillerini ikna ederek kendi tarafına çekmesi.
- Haredi partileriyle pazarlık: Aşırı dindar (Haredi) partilerin askerlik muafiyeti ve dini eğitim fonları karşılığında blok değiştirmesi. Ancak Eisenkot’un seçim kampanyasını Haredilerin askere alınması vaadi üzerine kurması bu ihtimali zayıflatıyor.
- Eisenkot-Netanyahu rotasyonu (Birlik Hükümeti): İki liderin dönüşümlü başbakanlığı formülü. Hakkında yolsuzluk davaları süren Netanyahu’nun mevcut yasalara göre başbakanlık dışında bakanlık koltuğuna oturamayacak olması ve geçmişte Benny Gantz ile yaptığı rotasyon anlaşmasını bozmuş olması bu formülü neredeyse imkânsız kılıyor.
- 6 ay içinde yeniden seçim: En güçlü senaryo olarak öne çıkan bu ihtimalde Netanyahu, yetkileri kısıtlı geçici bir hükümetle iktidarda kalmaya devam edecek.
Netanyahu, sandıktaki oy kaybını yurt dışından gelen liberal seçmenlerin ve sandığa rekor düzeyde giden Filistinli vatandaşların mobilizasyonuna bağlıyor. Yeni bir erken seçimin bu kitlelerde yorgunluk ve boykot yaratacağını hesaplayan Likud lideri, sandığın yeniden kurulmasını kendi lehine bir fırsat olarak görüyor.
1948 Filistinlileri için tarihi yol ayrımı
Seçimlerin en can alıcı sonucunu, İsrail vatandaşı olan yaklaşık 2 milyon Filistinlinin siyasi geleceği oluşturuyor. Yüksek katılımla sandığa giderek 19 sandalye kazanan Filistinli seçmenlerin, muhalefet partileri tarafından “meşru siyasi ortak” kabul edilmeyerek dışlanması, sistem içi demokratik mücadeleye olan inancı tüketme riski taşıyor.
Analistler, bu kitlesel dışlanmanın ardından Filistinli toplum liderlerinin stratejik bir karar vermek zorunda kalacağını vurguluyor: “İsrail vatandaşı Araplar İsrail siyasi arenasına mı ait, yoksa topyekûn Filistin ulusal mücadelesine mi?” Sistemin ırkçı ve dışlayıcı kodlarının bu denli görünür hale gelmesi, Filistinlilerin ilerleyen süreçte seçimleri boykot etmesine ya da oy haklarının ellerinden alınmasına yönelik yeni ayrımcı yasalara kapı aralayabilir.
Siyonizm ve bölgesel gerilim
Hükümeti hangi blok kurarsa kursun, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddeti ve bölgesel gerilimi tırmandıran dış politikasında köklü bir değişim beklenmiyor. Uzmanlar, İsrail toplumundaki kutuplaşmanın istikrarlı bir siyasi yapı veya ekonomik denge üretmeyi imkânsız hale getirdiğine işaret ediyor.
Uluslararası kamuoyunda ise özellikle Batı’daki genç Yahudi kuşakların Siyonist politikalardan uzaklaşması ve İngiltere Yeşiller Partisi örneğinde olduğu gibi Siyonizmin “ırkçı bir ideoloji” olarak tanımlanmasına yönelik tartışmaların güç kazanması, İsrail’in küresel tecridini derinleştiren unsurlar olarak öne çıkıyor. Kısa vadede bölgede istikrarsızlığı artıracağı öngörülen bu tıkanıklık, uzun vadede rejim modelinin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.


















