Üç yıldır aralıksız devam eden çok cepheli savaşların ardından İsrail, yalnızca Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin geleceğini değil, ülkenin temel askeri ve güvenlik doktrinini belirleyecek kritik bir siyasi kavşağa yaklaşıyor. *Foreign Affairs* dergisinde yayımlanan analizinde kıdemli savunma analisti Amos Harel, İsrail kamuoyunun “bitmeyen savaşlar sarmalından çıkıp çıkamayacağını” sorguluyor.
Harel, 7 Ekim 2023 sonrasında Netanyahu’nun maliyeti ne olursa olsun her türlü potansiyel tehdide karşı kalıcı ve önleyici askeri operasyonları açık bir devlet stratejisine dönüştürdüğünü belirtiyor. Ancak 27 Ekim seçimleri yaklaşırken anketlerde Netanyahu’nun önünde görünen eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, savaş kabinesinden ayrılan merkez sağ bir figür olarak en güçlü alternatif konumunda bulunuyor.
Sağcılaşan toplum ve Eisenkot’un güvenlik çizgisi
İsrail toplumunun son üç yılda belirgin biçimde sağa kaydığına dikkat çeken Harel, halkın büyük bölümünün Filistinlilere ve komşu Arap ülkelerine karşı güvensizliğinin derinleştiğini ve saldırgan askeri adımları desteklediğini kaydediyor. Bu nedenle iki devletli çözüme karşı olduğunu açıkça ilan eden Eisenkot’un olası bir seçim zaferinde dış ve güvenlik politikasında radikal bir dönüşüm beklenmiyor.
Ayrışmanın temel noktasını krizlerin yönetim tarzı oluşturuyor:
- Savaşın İdaresi: Eisenkot, Netanyahu’yu esir takası müzakerelerini bilinçli olarak geciktirmek ve savaşı siyasi ömrünü uzatmak amacıyla bitirmemekle suçluyor; “tam zafer” sloganını gerçekçi bulmuyor.
- Askeri Kurumsallık: Savaş kabinesinden istifa ederek ayrılan eski komutan, ordunun siyasi hesaplardan uzak, profesyonel bir güvenlik aklıyla yönetilmesini savunuyor.
- Koalisyon Engeli: Eisenkot’un hükümet kurabilmesi, merkez sağdan sola uzanan parçalı bir ittifakın yanı sıra Arap partilerinin dışarıdan desteğine bağlı görünüyor.
Batı Şeria’daki yerleşimci baskısı ve ordu içi kırılma
Yeni kurulacak herhangi bir hükümetin en zorlu sınavını işgal altındaki Batı Şeria oluşturacak. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in Netanyahu’nun onayıyla 2023’ten bu yana 200’den fazla yasa dışı yerleşim ve karakol inşasını başlatması, aşırı sağcı yerleşimcilerin askeri yönetim üzerindeki nüfuzunu tırmandırdı.
Harel, bu tablonun yalnızca siyasi bir kriz olmadığını, ordunun emir-komuta zincirini zayıflattığını vurguluyor. Eisenkot’un şiddet yanlısı yerleşimcilere idari tutuklama getirmesi veya yeni inşaatları durdurması halinde, inanç ve ideoloji bakımından aşırı sağa yakınlaşan askeri kadrolar içinde ciddi bir dirençle karşılaşacağı öngörülüyor.
Washington faktörü ve diplomatik manevra alanı
Gazze, Lübnan ve Suriye cephelerinde Eisenkot’un nispeten daha esnek hareket edebileceği değerlendiriliyor. Eisenkot liderliğindeki olası bir hükümetin; Gazze’de Hamas’ın askeri varlığını reddederken uluslararası denetim ve Filistin Yönetimi’nin rolüne kapı aralayabileceği, Lübnan ve Suriye hatlarında ise güvenlik garantileri ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması karşılığında kademeli geri çekilmeleri kabul edebileceği belirtiliyor.
Bu dönüşümün kilit anahtarını ise ABD Başkanı Donald Trump yönetimi elinde tutuyor. Netanyahu ile ilişkileri gergin seyreden Beyaz Saray’ın, bölgede somut bir diplomatik başarı elde etmek adına İsrail’i operasyonları sınırlandırmaya zorlayabileceği ifade ediliyor.
Sonuç olarak Harel, Netanyahu’nun sahneden çekilmesinin kademeli bir değişim penceresi açabileceğini; ancak İsrail siyasetine, orduya ve yerleşimci hareketine derinlemesine kök salmış “sürekli savaş” mantığının tek bir seçimle ortadan kalkmayacağını vurguluyor.






















