7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Katar merkezli El Cezire televizyonunu yalnızca yabancı bir basın organı olarak değil, doğrudan “ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur” olarak konumlandırdı. Kanalı Hamas’ın sözcüsü olmakla ve İsrail’in küresel kamuoyundaki anlatı savaşını kaybetmesinden sorumlu tutulmakla suçlayan Tel Aviv yönetimi; büroları kapatma, yayınları engelleme ve ekipmanlara el koyma gibi bir dizi sert adımı devreye soktu.
1 Nisan 2024’te İsrail Meclisi’nde (Knesset) 10’a karşı 71 oyla kabul edilen ve kamuoyunda “El Cezire Yasası” olarak bilinen düzenleme hükümete; güvenlik raporlarına dayanarak yabancı kanalların faaliyetlerini durdurma, yayın platformlarından çıkarma ve internet sitelerine erişim engeli getirme yetkisi tanıdı. Hükümetin Mayıs 2024’te aldığı kararın hemen ardından polis Doğu Kudüs’teki yayın merkezine baskın düzenlerken, Eylül 2024’te ise Batı Şeria’daki Ramallah ofisi basılarak 45 günlük kapatma kararı tebliğ edildi.
Güvenlik bürokrasisi ile siyaset karşı karşıya geldi
Yayın yasağı ve kapatma hamleleri, İsrail güvenlik teşkilatı ile Netanyahu hükümeti arasındaki derin fikir ayrılıklarını da su yüzüne çıkardı:
- MOSSAD’ın çekincesi: İsrail Kanal 12 televizyonunun aktardığı kulis bilgilerine göre MOSSAD Başkanı ve istihbarat yetkilileri, El Cezire’nin hedef alınmasının Katar’ı masadan uzaklaştırabileceği gerekçesiyle kapatma kararının esir takası müzakereleri sonrasına ertelenmesini önerdi. Ancak Netanyahu ve Bakan Ron Dermer kararı derhal uygulamaya koydu.
- Katar’a baskı kartı: İsrail basını, kanalın kapatılmasının doğrudan Katar yönetimini Hamas üzerinde daha fazla baskı kurmaya zorlayacak bir pazarlık kozu olarak değerlendirildiğini yazdı.
Küresel anlatı savaşı ve üniversiteler suçlaması
Netanyahu, El Cezire karşıtı söylemini güvenlik sınırlarının ötesine taşıyarak İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşmasının gerekçesi haline getirdi. 2025 yılında Amerikan üniversitelerindeki İsrail karşıtı eylemleri “Katar fonları ve El Cezire’nin yaydığı zehir” ile ilişkilendiren Netanyahu, Eylül 2026’da BM Genel Kurulu kürsüsünden yaptığı konuşmada hedefi genişleterek doğrudan Katar’ı gençleri İsrail ve Batı karşıtı yetiştirmekle suçladı.
Buna karşın İsrail Milli Güvenlik Konseyi eski Başkanı Tzachi Hanegbi başta olmak üzere askeri çevreler, savaşın ilk gününden itibaren krizin aşılmasında ve ateşkes görüşmelerinde Doha’nın rolünün vazgeçilmez olduğunu vurguladı.
Doha saldırısı ve Beyaz Saray’dan gelen özür telefonu
Gerilim, 9 Eylül 2025 tarihinde İsrail ordusunun Doha’da müzakere heyeti üyelerinin de bulunduğu bir Hamas toplantısını hedef almasıyla tehlikeli bir boyuta ulaştı. Arabuluculuk yapan bir ülkenin başkentinin vurulması, İsrail güvenlik bürokrasisinde büyük tepki çekti. MOSSAD şefi, Genelkurmay Başkanı ve esirler dosyasından sorumlu Tümgeneral Nitzan Alon operasyonun zamanlamasını stratejik bir hata olarak niteledi.
Saldırının siyasi faturası kısa sürede ağırlaştı. Operasyondan yalnızca 20 gün sonra Beyaz Saray’da bulunan Netanyahu, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’yi telefonla arayarak Katar’ın egemenliğinin ihlal edilmesi ve bir Katarlı güvenlik görevlisinin ölümü nedeniyle resmi olarak özür diledi ve benzer bir saldırının tekrarlanmayacağına dair güvence verdi.
Kanalı susturma girişimleri iç kamuoyunda sağ seçmeni konsolide etmeye ve diplomatik baskı kurmaya yarasa da Tel Aviv yönetimi masada esirlerin kurtarılması ve “ertesi gün” planları için Doha’nın diplomatik ağırlığına bağımlı kalmaya devam ediyor. Bu tablo, Netanyahu’nun El Cezire ve Katar politikasında tırmandırma ile pragmatik faydalanma arasındaki çelişkili dengeyi ortaya koyuyor.

















