1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ensar Çalışkan
  4. Mekke Anlaşması: Bölgede Yeni Bir Güvenlik Mimarisi
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mekke Anlaşması: Bölgede Yeni Bir Güvenlik Mimarisi

featured

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, kanaatimce son yıllarda bölgemizde atılmış en önemli stratejik adımlardan biridir.

Anlaşmanın en önemli maddesi oldukça açık: Üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırı, diğer ülkelere de yapılmış kabul edilecek. Bu madde, anlaşmayı sıradan bir askeri iş birliği metninden çıkarıp doğrudan ortak caydırıcılık mekanizmasına dönüştürüyor.

Ortaya çıkan denkleme baktığımızda bunun neden önemli olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Türkiye; güçlü ordusu, gelişen savunma sanayii, İHA/SİHA, elektronik harp, füze ve deniz platformlarındaki teknolojik kapasitesiyle masada.

Pakistan; büyük askeri gücü, füze kabiliyeti ve en önemlisi nükleer caydırıcılığıyla masada.

Suudi Arabistan ise ekonomik gücü, enerji kaynakları, Körfez’deki siyasi ağırlığı ve devasa yatırım kapasitesiyle bu yapının üçüncü ayağını oluşturuyor.

Yani bir tarafta teknoloji ve üretim, diğer tarafta askeri ve stratejik caydırıcılık, öte tarafta ise sermaye ve ekonomik güç bulunuyor.

Ancak anlaşmanın bana göre en önemli tarafı başka:

Bölge ülkeleri artık kendi güvenlik mimarilerini kendileri kurmaya başlıyor.

On yıllardır bölgenin güvenliği Washington, Londra veya başka başkentlerde oluşturulan denklemlere bağlıydı. Mekke Anlaşması ise Türkiye’den Pakistan’a, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na uzanan çok geniş bir coğrafyada yeni bir stratejik hattın temelini atabilir.

Elbette bugün buna hemen bir “İslam NATO’su” demek doğru olmaz. NATO’nun müşterek komuta yapısı, sürekli kuvvetleri ve onlarca yıllık kurumsallaşması bulunuyor. Mekke Anlaşması’nın bu seviyeye gelip gelmeyeceğini uygulama gösterecek.

Fakat “birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır” hükmünün siyasi ve askeri anlamı küçümsenmemeli.

Özellikle Türkiye açısından anlaşmanın başka bir önemli sonucu daha var. Ankara artık yalnızca silah satan veya teknoloji ihraç eden bir ülke değil; bölgesel güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri haline geliyor.

Bundan sonraki kritik aşama anlaşmanın sahaya nasıl yansıyacağıdır. Ortak tatbikatlar, istihbarat paylaşımı, hava ve füze savunması, deniz güvenliği, elektronik harp, ortak mühimmat ve füze üretimi ile müşterek savunma sanayii yatırımları hayata geçirilirse anlaşmanın gerçek ağırlığı ortaya çıkacaktır.

Özellikle Türk savunma sanayiinin üretim kabiliyeti ile Suudi sermayesinin birleşmesi, Pakistan’ın da askeri kapasite ve üretim altyapısıyla sisteme dahil olması üç ülkeyi yalnızca güvenlik alanında değil, küresel savunma pazarında da önemli bir blok haline getirebilir.

İsrail, İran, Hindistan ve elbette ABD başta olmak üzere birçok başkent bu anlaşmayı dikkatle okuyacaktır. Çünkü ortaya çıkan şey yalnızca üç ülkenin yakınlaşması değildir.

Ortaya çıkan şey; yaklaşık 400 milyonluk nüfusu, büyük orduları, güçlü ekonomileri, gelişen savunma sanayii ve nükleer caydırıcılığı aynı stratejik çerçevede buluşturan yeni bir güç denklemidir.

Mekke Anlaşması’nın gerçek anlamı belki de tam olarak burada yatıyor:

Bölge, başkalarının çizdiği güvenlik mimarisinden kendi güvenlik mimarisini kurmaya doğru ilerliyor.

Araştırmacı Yazar
Ensar Çalışkan

Mekke Anlaşması: Bölgede Yeni Bir Güvenlik Mimarisi
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter