
2025 yılında Yemen’de yaşanan gelişmeleri değerlendirirken özellikle bir noktaya dikkat çekmiştim:
Yemen’deki mücadele yalnızca Sana’nın veya Aden’in kim tarafından yönetileceği meselesi değildir. Asıl büyük mücadele; Aden Körfezi, Kızıldeniz ve Babülmendep üzerinden şekillenecek yeni bölgesel güç düzenidir.
Bugün sahada yaşananlar bu değerlendirmeyi çok daha önemli hale getiriyor.
Husiler, 2022 ateşkesinden bu yana en kapsamlı kara harekâtlarından birini başlatarak batı Taiz ve güney Hodeyda üzerinden Mokha’ya doğru ilerlemeye çalıştı. Hedefin yalnızca yeni toprak kazanmak olmadığı açık. Mokha’nın baskı altına alınması ve Babülmendep’e hâkim noktalara ulaşılması, Husilere dünyanın en stratejik deniz geçişlerinden biri üzerinde çok daha büyük askerî ve siyasi baskı kapasitesi kazandıracaktı.
Ancak hesap şimdilik istedikleri gibi gitmedi.
Yemen hükümet güçleri karşı taarruza geçerek Hays bölgesinde yeniden kontrol sağladıklarını açıkladı ve batı Taiz’de bazı stratejik noktaları geri aldı. Hükümet güçleri ayrıca Husi mevzilerine yönelik yoğun hava operasyonları gerçekleştirdi. Son birkaç gündeki çatışmalar Yemen’in 2022’den bu yana gördüğü en ağır çatışma dönemlerinden birine girdiğini gösteriyor.
Fakat benim açımdan asıl önemli gelişme cephede birkaç köyün veya tepenin el değiştirmesi değil.
Asıl mesele Babülmendep.
İran’ın Yemen’deki stratejik kozu
İran açısından Husiler yalnızca Yemen içerisinde desteklenen silahlı bir yapı değil.
Husiler, Tahran’a Arap Yarımadası’nın güneyinden Kızıldeniz’e kadar uzanan son derece değerli bir stratejik baskı kapasitesi sağlıyor.
İran’ın Hürmüz üzerindeki gücü düşünüldüğünde, Husilerin Babülmendep üzerinde benzer bir baskı kapasitesine ulaşması çok daha büyük bir jeopolitik tablo ortaya çıkarır.
Basra Körfezi’nin çıkışında Hürmüz, Kızıldeniz’in girişinde ise Babülmendep.
Bu iki geçiş noktası aynı stratejik eksenin etkisi altına girdiğinde mesele artık yalnız İran’ın bölgesel nüfuzu olmaktan çıkar; küresel enerji ve ticaret yollarının güvenliği meselesine dönüşür.
Bugün Babülmendep’in öneminin daha da artmasının temel nedenlerinden biri de budur. Son çatışmalarda Husilerin özellikle Mokha ve Babülmendep’e hâkim bölgelere yönelmesi tesadüf değildir.
İsrail açısından Yemen neden önemli?
İsrail için de Yemen uzak bir cephe değildir.
Babülmendep, İsrail’in Kızıldeniz’e ve oradan Hint Okyanusu’na ulaşan deniz hattının güney kapısıdır.
Dolayısıyla İran’ın Husiler üzerinden bu bölgede kalıcı askerî baskı kapasitesi oluşturması, İsrail açısından doğrudan stratejik bir tehdittir.
Bu nedenle Yemen’deki İran-İsrail rekabetini yalnızca füze ve İHA saldırıları üzerinden okumak eksik olur.
Asıl mücadele, limanlar, adalar, deniz yolları ve stratejik geçiş noktaları üzerindedir.
Ben 2025 yılında Yemen, Aden Körfezi, Sokotra ve Babülmendep üzerinden bu noktaya dikkat çekmeye çalışmıştım.
Bugün bu mücadelenin çok daha görünür hale geldiğini düşünüyorum.
Fakat şimdi denkleme üçüncü bir güç giriyor.
Burada son gelişmelerin en önemli tarafı Suudi Arabistan’ın yeniden doğrudan sahaya ağırlığını koymasıdır.
Husilerin Babülmendep’e doğru ilerlemesi Riyad açısından artık yalnızca Yemen hükümetinin güvenliği meselesi değildir.
Bu aynı zamanda Suudi Arabistan’ın enerji ihracatı ve Kızıldeniz güvenliği meselesidir.
Buradan sonra Yemen dosyasını daha geniş bir perspektiften okumamız gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü Suudi Arabistan artık yalnız değil.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında gelişen yeni savunma ve güvenlik mimarisi, bölgesel dengeler açısından üzerinde özellikle durulması gereken bir gelişmedir.
Eğer Yemen’deki çatışmalar Suudi Arabistan’ın doğrudan ulusal güvenliğini ve Babülmendep üzerinden enerji ihracatını tehdit eden bir noktaya ulaşırsa, bu yeni güvenlik mimarisinin siyasi ve askerî koordinasyon mekanizmalarının Kızıldeniz denklemine taşınması şaşırtıcı olmayacaktır.
Bu, Türkiye veya Pakistan’ın otomatik olarak Yemen savaşına gireceği anlamına gelmez.
Fakat ortaya çıkabilecek yeni denklem son derece önemlidir:
İran → Husiler üzerinden Babülmendep’e baskı kuruyor.
İsrail → İran’ın Kızıldeniz üzerindeki nüfuzunu sınırlamak istiyor.
Suudi Arabistan → kendi enerji ve deniz ticaret güvenliğini korumaya çalışıyor.
Türkiye ve Pakistan → Suudi Arabistan ile oluşturdukları yeni güvenlik mimarisi nedeniyle bu denklemin potansiyel stratejik aktörleri haline geliyor.
İşte Yemen’deki yeni dönemi bu çerçeveden okumak gerekiyor.
Türkiye açısından büyük fırsat
Türkiye’nin Yemen’e yalnızca Ortadoğu’daki başka bir iç savaş gözüyle bakmasının yanlış olduğunu daha önce ifade etmiştim.
Çünkü Türkiye bugün Somali’de önemli bir askerî ve siyasi varlığa sahip.
Haritaya baktığımızda ise karşımıza son derece önemli bir hat çıkıyor:
Somali → Aden Körfezi → Yemen → Babülmendep → Kızıldeniz.
Türkiye’nin Somali’deki varlığı ile Yemen’deki meşru yönetimle geliştirilebilecek ilişkiler birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın Kızıldeniz ve Aden Körfezi denkleminde çok daha güçlü bir aktöre dönüşme imkânı bulunuyor.
Burada mesele Yemen’de askerî maceraya girişmek değildir.
Mesele; Yemen’in yeniden yapılanması, limanların güvenliği, deniz ticaret yollarının korunması, savunma işbirliği ve stratejik altyapı yatırımları üzerinden uzun vadeli bir ortaklık kurabilmektir.
Türkiye bunu doğru okuyabilirse Somali’den Yemen’e uzanan hatta yalnızca askerî değil; ekonomik, diplomatik ve denizcilik açısından da önemli bir stratejik derinlik kazanabilir.
Bugün Yemen’de gördüğümüz savaş bana göre Sana’nın geleceğinden çok daha büyük bir mücadelenin parçasıdır.
Hürmüz’den Babülmendep’e uzanan enerji ve ticaret koridorunun gelecekte hangi güç mimarisi tarafından kontrol edileceğinin mücadelesi yaşanıyor.
İran yıllardır vekil güçleri üzerinden bölgeyi çevreleyen bir baskı kuşağı oluşturmaya çalıştı.
İsrail buna karşı kendi güvenlik ve nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor.
Fakat artık bölgenin kendi aktörleri de daha güçlü şekilde sahaya giriyor.
Suudi Arabistan’ın Yemen’deki tutumu ve Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan hattında oluşan yeni güvenlik mimarisi bu nedenle önemlidir.
Bu üç güçlü devlet ortak akılla hareket eder sahaya ağırlığını koyarsa (ki BAE ‘nin Yemen’den tasfiyesi bu akılın ürünüdür) İsrail ve İran kendi çıkarları için kullanmaya çalıştıkları bu kritik bölgede yeni bir güç ile karşı karşıya kalmış olacak. Dolayısıyla İran’da İsrail’de istediği sonucu elde edemeyecek.
Eğer bu yapı Kızıldeniz ve Babülmendep güvenliğini de stratejik gündeminin parçası haline getirirse Yemen’deki güç dengesi yalnız Husiler açısından değil, İran’ın bütün bölgesel stratejisi ve İsrail’in baskı ve kontrol merkezleri açısından da değişebilir.
Daha önce ki analizlerimde ifade ettiğim gibi Somali’ye, Aden Körfezi’ne, Sokotra’ya, Mokha’ya, Babülmendep’e ve Kızıldeniz’e birlikte bakmak çok önemli.
Çünkü bugün Yemen’de verilen mücadele, yarının Kızıldeniz düzeninin kim tarafından şekillendirileceğinin mücadelesidir.
Ensar Çalışkan
Araştırmacı Yazar
